Yok

Geçenlerde bir dost sohbetinde gelmişti konu yok’a: “Hayal kurmak, alternatif yollar açmak, yeni’yi inşa etmek ve yaşamak güzel de… İleride bir gün çocuklarınız ben şunu yapmak, şuraya gitmek, şunu almak istiyorum dediğinde ve koşullarınız buna yetmediğinde ne yapacaksınız?” demişti biri. Gülümsemiş ve “evet” demiştim. “Çocuklarımızın istekleri olabilir. Sahip olduğumuz takas gücü hayallerini gerçekleştirmek için ihtiyaç duydukları şeyleri karşılamayabilir. Şimdi de oluyor ufak tefek şeylerde ama söylesenize gelecekte ne olacağını kim bilebilir? Gelecekteki sonsuz ihtimaller için bugün çocuğumla geçireceğim vakitten, onunla birlikte öğreneceklerimden, hayallerimizden, mutluluğumuzdan çalmak istemiyorum ben. İhtimalleri hesaplayabileceğimi düşünmüyorum da esasen. Her şeyi öngörmeye çalışıp, hazırlanmak, bütün zamanımı geleceği … Okumaya devam et Yok

Vatan

Şehirde büyüdüm ben. Mekanla kurduğum ilişki daha çok eşya üzerindendi, hayatla kurduğum ilişki ise gelecek. Bir yer ile bağ kurmak, oradan öğrenmek, beslenmek, yaşam döngüsünü izlemek ve yavaşça uyumlanmak yeni yeni deneyimlediğim şeyler. Daha önceki yaşantımda mekanla kurduğum ilişkiyi yine bu kelimlerle anlatabilirim ama böyle değil; çünkü anlamlarım aynı değil. Doğa ile ilişkim de olmamıştı pek. Ne olduysa son beş yılda oldu. Ne öğrendiysem, kime dönüştüysem işte bu kadar zamanda… Henüz iki yıl önce araziye attığım ilk adımla dokunmaya, hissetmeye, izlemeye başladım mesela. Ayakkabılarımı çıkardım ve tenimle toprağı karıştırdım. Yabani otları burada tanıdım ve topladım. İlk defa bağ kurduğum, mevsimlerini … Okumaya devam et Vatan

Daha Hızlı ve Daha Çok

“Daha hızlı ve daha çok” dünyasında yaşıyoruz birkaç nesildir. Hızlanmaya çok daha önce başladı insan ama şimdi daha da hızlı ve daha da çok. Bunun hayatımızda öyle çok yansıması var ki, yaşam şeklimiz tümden ‘hızlı’ya doğru değişti; yetişmek ve yetiştirmek üzere yaşıyor gibiyiz. Durmaya, yakından bakmaya, dinlemeye, merak duymaya ve sindirmeye yer kalmıyor ‘kısıtlı’ zamanımızda. Bütün bunlar çocukların dünyasına, onlarla ilişkilerimize de belirgin biçimde yansıyor aslında. Kimimiz sistemin içinde ‘yeterince’ hızlı olamadığımızdan, kimimiz ise sistemin hızını yakaladığımız ve zaten bunun bir gereklilik olduğuna inandığımızdan; ‘geride’ kalacak çocuklara sahip olmaktan yana endişeli, gergin veya muzdarip hissediyoruz. Çocuklarımız da o hıza yetişsinler istiyoruz. Ne kadar … Okumaya devam et Daha Hızlı ve Daha Çok

EV

On bir gün boyunca dışarıdaydım. Kafamı ne zaman kaldırsam ağaç, yaprak ve süzülen ışık… Geceleri işte şu açıklıktan yüzüme ay değiyordu ve sonra yavaşça batıyor ve yerini baktıkça çoğalan yıldızlara bırakıyordu. Su sesiyle uyudum her gece gülümseyerek ve sabah cırcırlara uyandım. Terlediğimde ormanın içindeki derede serinledim, çocuğumu o suyla yıkadım. Suyundan içtim ve sarmaşık dallarından filiz topladım; beslendim. Akşam karanlığında toplaştık, uzun muhabbetler ettik. Ve ağırladık uğrayan dostları. Bütün bu yolculuk aynı zamanda umuttu da bana; benzer hayalleri olan insanlarla aynı yerde olmak on gün boyunca… Korkulardan, umuttan, yeşertmekten, hayallerden konuşmak yalnızlığımızı, yükümüzü aldı gitti. Hafifledik. Bu ormanda bir şey vardı… … Okumaya devam et EV

Tilki Uykusu

Ne zaman çadır kursak ilk gece uykum hafif oluyor. Hele ki ilk defa orada kalıyorsam. Gece gözlerim kapanıyor, bedenim dinlenme halinde oluyor ama bütün sesleri duyuyorum uykumda. Bir baykuş ötüşü, iki köpek havlayışı, birkaç yaprak düşüşü, kurbağa ve çekirgelerin şarkılarıyla, ot hışırtısı gece boyu çalınır birden bire keskinleşen kulağıma. O vakit bir kızılderili çadırında yavrusuyla uyuyan Kızıl Tüy’e dönüşürüm ve emin olurum; ormanın evimiz olduğu toplayıcı zamanların izleri var bedenimde hala. Kaldığım yeri tanıdıkça ancak uykum derinleşiyor ve artık sadece yabancı seslere uyanıyorum. Dokunarak, koklayarak, duyarak kendimi güvende hissettikçe keşfettiğim alan genişliyor ve orayı ev gibi benimsiyor, rahatlıyorum. Yaşam koşulları … Okumaya devam et Tilki Uykusu

Saydam

Uyaranlar azalıp, akışa teslim olduğunda berraklaşıyor insan zihni ve kalbi galiba. Rahatsızlıkları, sıkıntıları öyle görünür oluyor ki; karmaşanın ve hızın içindeyken hep teyakkuz halinde olduğunu ama nedenlerini anlayamadığını, nereden ne geldiğini bilemediğinden gergin, savunmada ve tepkisel olduğunu görüyorsun. Akışta, yavaşlıkta, dinlemede, kabulde ise tek tek fark ediyorsun kolaylıkla akmadığını herhangi bir anın. İlişki kurarken zorlandığın ne ise görünür oluyor gözüne. İçindeki tıkanıklığı hissediyorsun. Bugün su ile ilişkimi hissettim. Zorlandığımı. Dibini göremediğimde veya zeminine basıp dibindeki canlılara temas ettiğimde hissettiğim korkuyu büyük oranda aşmakla beraber, gerginliğimi hissettim ve davranışlarıma, duygularıma, günüme nasıl yansıdığını gözlemledim. Suyun temizliği ile ilgili derin ancak tecrübeye, … Okumaya devam et Saydam

Ev işlerinin bitmeyen derdi

Bir gün geldi patlayacak gibi oldum cidden, öyle istemiyordum ki evi temizlemeyi burnumdan soluyordum resmen. Uzun bir seyahatten dönmüştüm ve evin hali yıldırmıştı baştan. Sadece zor değil, zul geliyordu. Nereden başlasam nasıl yapsam diye düşünerek geçirdim bir iki günü daha. Asım arazide evimizin temelinde çalışıyordu tüm gün, benim dizimdeki yırtık inşaat işine müsaade etmiyordu. Dolayısıyla evle ilgili işlerde yalnızdım bir süre ama boğucu bir zorunluluk hissi ile yapmak zorunda olduğumu düşündüğüm çoğu şeye karşı hissettiğim direnç kızdırıyor, dolduruyordu beni. “Ev işi” kavramıyla kurduğum ilişki çok ama çok zorluyordu. Kafamın içinden bir sürü düşünce geçiyordu, kimisinin benim hikayemde yeri bile yoktu ama … Okumaya devam et Ev işlerinin bitmeyen derdi

Deprem

Uzun ve şiddetliydi bugün deprem. 6.3 ve merkezi Aliağa’ya yakın. 17 Ağustos’u Yalova’da yaşadım. Unutması mümkün olmayan bir şey. Yani ben henüz unutamadım. Yine de bugün kızım kucağımda evin güvenli bir yerinde depremin bitmesini beklerken çok da korkmadım. Nasıl olduysa deprem korkumu mekanla ilişkilendirmişim. Sanki İzmir’de güvendeyim de misal İstanbul’da değilim. 9 ay İstanbul’da gece uyumakta ne kadar zorlandığımı hatırlıyorum da… Burada hiç öyle değilim. Bu tuhaf ilişkilendirmeyi seziyordum ama deprem anında gerçekten emin oldum aklıma “burası İzmir, bir şey olmaz” düşüncesi hakim olunca. Şimdi biraz bunun üzerine gidersem anlayacağım sanki 18 yıldır içimde olan huzursuzluğu. Düşünelim bakalım; neler çıkacak … Okumaya devam et Deprem