Sevilmeme Korkusu

Hiç unutmuyorum ne kadar korktuğumu henüz hamile bile değilken. Bir kızım olmasından, onunla ilişki kuramamaktan, beni sevmemesinden, bana hep kızgınlık duymasından, beni itekleyip babasına yaklaşmasından… Bir anne blogunda okuduğum gibi “seni sevmiyorum, babamı daha çok seviyorum demesinden”… Korkuyordum. Daha hamileyken biliyordum es kaza olur da bağırırsam, ona ceza verirsem, elim kalkarsa mesela vicdan azabından ama en çok sevgisini kaybetme korkusundan dengesizleşeceğimi. Benden uzaklaşırsa sürekli kendimi suçlayıp kendime cezalar keseceğimi. Kısmen yaşamış, görmüş olduğum bir ilişkiydi bu, başka türlüsünü de zaten bilmiyordum o zamanlar. Sonra öğrendim başka türlü bir ilişkinin mümkün olduğunu ama bugün o başka bir yazının konusu. Bu korkum … Okumaya devam et Sevilmeme Korkusu

Taş

Bergama’yı çok seviyorum; ne olduğunu bilmediğim ama özlediğim bir şeyi hatırlatıyor… Şehrin dokusu, taş binaları, küçük ve eski evleri, esnafı, suyu bir başka geliyor bana. Geçenlerde bir aile dostumuz ile birlikte antikacılarını ve bakmaya doyamadığım kilimcilerini geziyorduk Bergama’nın. Her geçişte kilim dokumayı öğrenmek istiyorum dedirtiyor bana o dükkanlar. Dokuma; hayatımda yapmadan ölmek istemediğim dört şeyden biri… Zamanını bekliyorum. Dükkanlardan birinde bana göz kırpan ametist bir kolye gördüm. Nedense içim aktı ona. Bakmak bile iyi geldi, ben seninim dedi, dayanamadım aldım. Aynını bundan yirmi iki yıl kadar önce turkuaz taşıyla yaşamıştım. Babama gösterince kıyamamış almıştı. Bana aldığı ilk hediyeydi. Benim için … Okumaya devam et Taş

Hatıra

Bir koy var buralarda sık sık denizine girdiğim. Suyu serin, arkası orman ve sakin… Taşlık bir kumsalı var ayağın basınca incinmediğin. (Bknz. #sedanınküçükgizlikoyu) Hepsi düz, yassı ve ince olan büyüklü küçüklü renk renk taşlarını görünce, deniz bunları başka okşamış olmalı diye düşünmüştüm ilk. Bir başka sevmiş olmalı şimdi yap-boz parçası gibi dağılmış, küçülmüş, yontulmuş bu kayaları. Kaya diyorum çünkü dikkatle bakınca bulabiliyorum bir zamanlar bir bütün olan parçaları. Desenleri, renkleri aynı… Çocuk olsam tam sektirmelik bunlar derdim ve hiç durmadan denize geri gönderirdim ama şimdi okşamaktan kıyamıyorum oyun için bile. Görseniz öyle parlak, yumuşacık dokunuşlu ve pürüzsüzler ki… (bknz. #sedanınkoyundakitaşlar … Okumaya devam et Hatıra

Anlatasım

Kimseye bir şey anlatmak istemediğim zamanlardayım şimdi. Öyle ki şaşırıyorum halime. Tam dört saattir bu bilgisayarın başındayım ama söyleyecek tek sözüm yok, yazacak tek satır bulamadığımdan gayri. Benim için bir devrim sayılır bu. Çocukluktan beri yazmış, sadece yazmış biri için tuhaf bir durum. Öyle ki konuşamazdım da mektupla anlatırdım derdimi ben. Hele ki kırgınsam bir türlü lafa girip de derdimi diyemem. Otururum karşısına mesela kocamın; o kızgın ben kırgın, sonra kafamın içinde konuşur, dillimin ucuna kadar getirir ama tek cümle söyleyemem. Sorsa keşke derim, konuya bir girse derdimi diyeceğim de… Diyemem. Kafamın içinde yazar gibi konuşurum, anlatırım ona. Hatta korkarım … Okumaya devam et Anlatasım

Aura

Bir zamandır evde çokça hayvanla yaşıyorum. Ve bunca yıldır nasıl bir hayvan dost edinmemişiz şaşırıyorum. Kediler evin içinde olduğundan bütün vaktim onlarla geçiyor. Oturuyorum ve izliyorum. Onları, oyunlarını, neşe ve miskinliklerini izlemek beni öyle mutlu ediyor ki… Ne zaman yorulsam bir işten Çilek gelip elimdeki işin üstüne oturuyor. “Bırak” diyor. “Gerek yok bu kadar yorulmana. Zevk aldığın sürece yap. Geriliyorsan dur..Nefes al. Mesela beni sev” diye sürtünüp beni yalamaya başlıyor. Bazen de yanıma kıvrılıp meraklı meraklı yaptığım şeyi seyrediyor. Özellikle ellerimle çalıştığım zamanlarda. İki kedili kadınla, çok çok kedili kadın olmak arasında incecik bir çizgi var. Ben o çizgiyi buldum. … Okumaya devam et Aura

Gizem

Akşam sefası tohumu topluyor gördüğü her yerde. Bu mevsimde çantaların içi, ceplerimiz, hatta küçük gözler ve çekmeceler hep akşam onlarla dolu. Dolduruyor da dolduruyor. Kendininkiler yetmiyor da sıra benimkilere geliyor. Sonra gördüğü ilk boş toprağa atıyor hepsini. Apartman bahçeleri, boş araziler, kaldırım kenarları… Seneye, aynı bu kaldırımı kapattığı arsızlıkla saracak oraları. Öyle çok muzur bir çocuk sayılmazdım ben. En büyük arsızlığımdı saçmak akşam sefası tohumlarını. Ot bitmemiş her boşluğa atardım gizlice küçücük toplarını. Avuç avuç. Sonra da mevsimlerden bilem uzun muzurluğumun içinden kıs kıs gülerdim bahçelere her bakışımda. Gelecek yaz buraları basacak renk cümbüşünü ve güllerinin etrafını kaplayacak, bahçe çimlerinden … Okumaya devam et Gizem

İyileşme Günleri 7 – Tekrar

Ağustos ’17 Bu sefer fena çuvalladım. Tam ben kendimi ve bu işin dinamiklerini anladım derken hoop hikaye değişti birden. Kendini anlamak ve sorularına cevaplar bulmak için çıkılan yol çok tuhaf; dümdüz değil, bir sarmal. Başlangıç ve son arasında cetvele çizdiğin en kısa çizgide her daim ileriye doğru gittiğini sanırken sen; bazı dertleri tam olarak halletmedikçe kıvrıla kıvrıla aynı durağa uğruyorsun. Bazen tanıyorsun geldiğin yeri; “hep aynı şey geliyor başıma, hep böyle oluyor!” diyorsun. Bazen de fark etmiyor, yeniymiş gibi eskisinin tekrarını yaşıyorsun. Önceleri kurbanı sanırdım da kendimi bu durakların, sonra sonra bana bir şey anlatmaya çalıştıklarını anladım. Dur diyordu bana, bir … Okumaya devam et İyileşme Günleri 7 – Tekrar

Yok

Geçenlerde bir dost sohbetinde gelmişti konu yok’a: “Hayal kurmak, alternatif yollar açmak, yeni’yi inşa etmek ve yaşamak güzel de… İleride bir gün çocuklarınız ben şunu yapmak, şuraya gitmek, şunu almak istiyorum dediğinde ve koşullarınız buna yetmediğinde ne yapacaksınız?” demişti biri. Gülümsemiş ve “evet” demiştim. “Çocuklarımızın istekleri olabilir. Sahip olduğumuz takas gücü hayallerini gerçekleştirmek için ihtiyaç duydukları şeyleri karşılamayabilir. Şimdi de oluyor ufak tefek şeylerde ama söylesenize gelecekte ne olacağını kim bilebilir? Gelecekteki sonsuz ihtimaller için bugün çocuğumla geçireceğim vakitten, onunla birlikte öğreneceklerimden, hayallerimizden, mutluluğumuzdan çalmak istemiyorum ben. İhtimalleri hesaplayabileceğimi düşünmüyorum da esasen. Her şeyi öngörmeye çalışıp, hazırlanmak, bütün zamanımı geleceği … Okumaya devam et Yok

Vatan

Şehirde büyüdüm ben. Mekanla kurduğum ilişki daha çok eşya üzerindendi, hayatla kurduğum ilişki ise gelecek. Bir yer ile bağ kurmak, oradan öğrenmek, beslenmek, yaşam döngüsünü izlemek ve yavaşça uyumlanmak yeni yeni deneyimlediğim şeyler. Daha önceki yaşantımda mekanla kurduğum ilişkiyi yine bu kelimlerle anlatabilirim ama böyle değil; çünkü anlamlarım aynı değil. Doğa ile ilişkim de olmamıştı pek. Ne olduysa son beş yılda oldu. Ne öğrendiysem, kime dönüştüysem işte bu kadar zamanda… Henüz iki yıl önce araziye attığım ilk adımla dokunmaya, hissetmeye, izlemeye başladım mesela. Ayakkabılarımı çıkardım ve tenimle toprağı karıştırdım. Yabani otları burada tanıdım ve topladım. İlk defa bağ kurduğum, mevsimlerini … Okumaya devam et Vatan