Büyüme Zamanı

“Gitmeyi çok istiyorum ama sen olmadan gitmek istemiyorum.” “Bensiz zorlanacağını mı düşünüyorsun? Özleyeceğin için mi?” “Hı hı. Seni özlerim. Zor olur.” “Ben de seni özlerim. Hatta ben de zorlanırım ama biliyor musun? Bence bunu yapabiliriz.” “Hı hı… Yapabiliriz.” “Özlerim”, çok şey demekti aslında. Sensiz nasıl sakinleşeceğimi bilemeyebilirim. Üzüldüğümde, kızdığımda sana sarılmadan nasıl kendime yeteceğim? Peki ya korktuğumda? Uykuya dalarken orada olmadığını bilirsem ne hissedeceğim? Senden rahatça istediğim gibi bir başkasından ihtiyaçlarımı isteyebilecek miyim? Karar verebilecek, arkasından gidebilecek miyim? Bu kararın getirdiklerini kaldırabilecek ve taşıyabilecek miyim? “Şimdi gidersen seni ancak beş gün sonra alabilirim. Bunu bilmelisin. İzmir’den Yalova’ya bundan erken gelemeyeceğim. … Okumaya devam et Büyüme Zamanı

Kutlama

Doğumu, varlığı kutlamak için illa doğum günü olması şart mı? Bence bir insanın, canlının, varlığın sana neşe kattığı, şükür dedirttiği ya da bunlar hiçbiri olmaksızın sadece iyi ki demek istediğin her an doğum, var oluş ve yaşam kutlanabilir… Çok oluyor bana ondan, hele ki yüzünden geçen duygulara, gözlerinin ta içine baktığımda… Güldüğünde. Sessizce ve birbirimizi gerçekten bilerek, hissederek yürüdüğümüzde bir de. Kaç kere ve kaç farklı şekilde söyledim bilmiyorum ona “iyi ki!” diye… Geceleri anlattığım masallara ekledim, sarılmalara, öpücüklere, uzaktan izlemelere ve nice göz gözeliklere gizledim. Değerini bilsin ama en çok hissetsin diledim. Yolculuğu boyunca özdeğerini başka kimsede değil içinde, … Okumaya devam et Kutlama

Daha Hızlı ve Daha Çok

“Daha hızlı ve daha çok” dünyasında yaşıyoruz birkaç nesildir. Hızlanmaya çok daha önce başladı insan ama şimdi daha da hızlı ve daha da çok. Bunun hayatımızda öyle çok yansıması var ki, yaşam şeklimiz tümden ‘hızlı’ya doğru değişti; yetişmek ve yetiştirmek üzere yaşıyor gibiyiz. Durmaya, yakından bakmaya, dinlemeye, merak duymaya ve sindirmeye yer kalmıyor ‘kısıtlı’ zamanımızda. Bütün bunlar çocukların dünyasına, onlarla ilişkilerimize de belirgin biçimde yansıyor aslında. Kimimiz sistemin içinde ‘yeterince’ hızlı olamadığımızdan, kimimiz ise sistemin hızını yakaladığımız ve zaten bunun bir gereklilik olduğuna inandığımızdan; ‘geride’ kalacak çocuklara sahip olmaktan yana endişeli, gergin veya muzdarip hissediyoruz. Çocuklarımız da o hıza yetişsinler istiyoruz. Ne kadar … Okumaya devam et Daha Hızlı ve Daha Çok

Şarkı

Yüzünde dolmuş bir ifadeyle geldi yanıma. Gözleri incilerle, yanakları söyleyemedikleriyle dolu… Tezgahın önünde dikilmiş yemek yapıyordum. Sarıldı bacağıma da konuşmadı hiç; bazen bilmiyor ne olduğunu kendi bile. Sormadım, zorlamadım ben de, sessizliğini paylaştım. Elimi kalbine koydum sonra. “Çok mu doldu burası? Çok fazla duygu?” “Hı hı” diyebildi sadece. Ağlamadı. Sarıldık. “Bana da oluyor bazen. İçime doluyor doluyor nefesim daralıyor ve nedenini bilmiyorum bile. Bak ne diyeceğim! Şarkı söyleyelim mi birlikte? Sesimizle çıksın hepsi dışarı?” Başını salladı. Mahsun mahsun “hayde”yi aç dedi Kazım’dan. Açtım. Ve biz söylerken sıkışmış herşey pencereden dışarı çıktı. Okumaya devam et Şarkı

Ses

“Az önce ben de gerildim çünkü kafam almadı bütün sesleri birden. Hem gürültü, hem ağlama sesi hem de kafamın içinin sesi… Böyle zamanlarda sakince odaklanabilmek ve birbirimizin ihtiyaçlarını duyabilmek için ne yapabilirim diye düşünüyorum…” “E anne sadece bir sesi seçseydin?” “Nasıl anlayamadım?” “O kadar ses içinde birini seçip onu duysaydın.” “Sen öyle mi yapıyorsun?” “Evet. Çok gürültülü olunca bir tek sesi seçip onu dinliyorum, ötekilerini duymuyorum.” “Hımm. Bu iyi bir fikirmiş. Gerçekten iyi.” Okumaya devam et Ses

Var olmadığımız zamanlar…

“İnsanlar var olmadıkları zamanların hikayesini nasıl biliyor anne?” “Bazı ipuçları buluyorlar merakla baktıkları yerde. Kazıyorlar, topluyorlar, denizin dibine iniyor, dağların en tepesine çıkıyorlar… Sonra orada bizden çok önce var olmuş bilge taşlarla, ağaçlarla, kalıntılarla karşılaşıyorlar. Onlara bakarak, onları dinleyerek anlatıyorlar bu hikayeleri.” “Peki bu hikayeler gerçek mi?” “Tamamı gerçek mi, bilmiyorum. Emin olabileceğim birazı; en azından şimdi bu fosili elimde tuttuğum ve bu taşın bana söylediği kadarı: Mesela diyor ki bu yapraklar senden çok önce de vardı. Ama devamı “insanca”, insan gözünün görebileceği kadarıyla yazılmış bu hikâyeler cevap arayanlar için önemli… Arayanların buldukları onların gerçeği. Benim için en önemlisi bilmek … Okumaya devam et Var olmadığımız zamanlar…

Anne neden reklamları sevmiyorsun?

Evimizde TV yok neredeyse 5 yıldır. Bu nedenle izleyeceğimiz şeyler üzerinde bir miktar özerkliğimiz var sayılır ancak reklamlar her yerde. İnternette, dışarıda denk geldiğimiz ekranlarda ve reklam panolarında. Boncuk kız da karşılaşıyor sürekli onlarla. O vakitler çok endişe etmemeye ve izlediği şey üzerine sorularımızı çoğaltmaya odaklanıyorum sadece. Cevap beklemeden, o an ya da başka bir zaman. Soruları çoğaltmak yetiyor çünkü çoğu zaman, sorgulamak “tek” bildiğimiz dünyayı. Bu da boncukla dün gece yaptığımız sohbet reklamlar üzerine. “Anne sen reklamlardan neden hoşlanmıyorsun?” “Hımm o kadar belli oluyor mu hoşlanmadığım.” “E dışardayken ne zaman görsek televizyonu kapatmak istiyorsun.” “Hahaa evet. Pek sevmiyorum.” “Neden?” … Okumaya devam et Anne neden reklamları sevmiyorsun?

Sabahları

Küçücüktü. Sabahları uyanınca hemen koynuma girer, bana iyice sokulur ve sarılırdı. Yüzümü sever, uyandırmak ister ama nezaketinden sanki pek yeltenmez ama beklerdi. Gözlerimi açınca ben de ona sarılırdım hemen. Öper, koklar sevmelere doyamazdım. Meyve isimleri takardım ona her öpücükte, kikir kikir kikirder ve en çok çileğim olmayı severdi. Bir de çilek kokmayı burnuma ben saçlarından çektikçe nefesimi içeri. Boncuk boncuk bakardık birbirimize bazen ve konuşmazdık. Öylece yatardık karnımız acıkana dek. Şimdi iyiden iyiye büyüyor ama bazı şeyler hiç değişmiyor. Sabah sırnaşması bunlardan biri. Ve aslında iyi ki… Ama istisnasız her seferinde şaşırıyorum bu yakınlığa. Tanıdık gelmiyor hiç böylesi bana. Nasıl, … Okumaya devam et Sabahları

Çocuk Şehri

  “Çocuk Şehri” Dergisinin bu sayısında doğa ile (yeniden) bağ kurmak üzerine yazdım. Çocuk zihni bir kamera gibi; herşeyi olduğu gibi kaydediyor… Peki şehirde gördüğü, yaşadığı döngü evrenin, yaşamın döngüsünü ne kadar temsil ediyor? Çeşmeden akan su hepimizi birbirine bağlayan ihtiyacı ona ne kadar sezdiriyor? Gıda? Şehirde her canlıyı ve herşeyi birbirine bağlayan döngünün, birlik ve bütünlüğün gücünün yerini ne tutuyor? Onlara yaşam döngüsünü, insanin evrenle bağını hissettirmek için ne yapabiliriz peki? Evimizdeki saksıdan başlayabilir miyiz? Sandığımızdan zor ve uzakta olmayabilir mi? (Dergi için iletişim adresi: felahcocuk@gmail.com)     Okumaya devam et Çocuk Şehri