Yok

Geçenlerde bir dost sohbetinde gelmişti konu yok’a: “Hayal kurmak, alternatif yollar açmak, yeni’yi inşa etmek ve yaşamak güzel de… İleride bir gün çocuklarınız ben şunu yapmak, şuraya gitmek, şunu almak istiyorum dediğinde ve koşullarınız buna yetmediğinde ne yapacaksınız?” demişti biri. Gülümsemiş ve “evet” demiştim. “Çocuklarımızın istekleri olabilir. Sahip olduğumuz takas gücü hayallerini gerçekleştirmek için ihtiyaç duydukları şeyleri karşılamayabilir. Şimdi de oluyor ufak tefek şeylerde ama söylesenize gelecekte ne olacağını kim bilebilir? Gelecekteki sonsuz ihtimaller için bugün çocuğumla geçireceğim vakitten, onunla birlikte öğreneceklerimden, hayallerimizden, mutluluğumuzdan çalmak istemiyorum ben. İhtimalleri hesaplayabileceğimi düşünmüyorum da esasen. Her şeyi öngörmeye çalışıp, hazırlanmak, bütün zamanımı geleceği … Okumaya devam et Yok

Hayallerine Koşmak

Hayal kurmanın toz pembe bir tarafı var. Gökyüzü tavanlı bir odanın yumuşacık yatağına uzanmış gülümseyen kendi canlanıyor insanın gözünde düş kurmaktan söz edince. Böyle bulut gibi bir hafiflik! Gerçekleştiğinde hissedeceğin büyük bir tatmin ve devamında da sonsuza kadar sürecek bir mutluluk bekliyorsun -kısa bir deneyim değil de, bir yaşam biçimi ise misal hayal ettiğin-. Hayal ederken bazı anlara tutunuyor bir de insan: Verandada oturmuş, ağaçların arasında oynayan çocukları izlerken görüyorsun kendini ya da vadide kızınla şifalı otlar toplayıp, masallar anlatıp gülüşürken… Aklına düşen mavili pembeli resimler içini sıcacık yapıyor. Hemen şimdi o yerde, o huzurlu anda olmak istiyorsun. Bazen bir … Okumaya devam et Hayallerine Koşmak

EV

On bir gün boyunca dışarıdaydım. Kafamı ne zaman kaldırsam ağaç, yaprak ve süzülen ışık… Geceleri işte şu açıklıktan yüzüme ay değiyordu ve sonra yavaşça batıyor ve yerini baktıkça çoğalan yıldızlara bırakıyordu. Su sesiyle uyudum her gece gülümseyerek ve sabah cırcırlara uyandım. Terlediğimde ormanın içindeki derede serinledim, çocuğumu o suyla yıkadım. Suyundan içtim ve sarmaşık dallarından filiz topladım; beslendim. Akşam karanlığında toplaştık, uzun muhabbetler ettik. Ve ağırladık uğrayan dostları. Bütün bu yolculuk aynı zamanda umuttu da bana; benzer hayalleri olan insanlarla aynı yerde olmak on gün boyunca… Korkulardan, umuttan, yeşertmekten, hayallerden konuşmak yalnızlığımızı, yükümüzü aldı gitti. Hafifledik. Bu ormanda bir şey vardı… … Okumaya devam et EV

Onarmak

Bir haftadır Köyceğiz’deyiz. Asım her sabah kalkıp çadırımızı kurduğumuz ormanın kıyısındaki köy okuluna toprak mikrobiyolojisi öğrenmeye gidiyor. Bu konuyu toprağı, barındırdığı küçük canlıları seven, anlamaya çalışan, insanı üstün tutmayan ve bütün bildiklerimizin yanında bilemediklerimizin, bilemeyeceklerimizin de olduğunun, doğanın, evrenin insan bilgisinden ibaret olmadığının farkında olan birinden öğreniyor olmak büyük şans. Asım öğrendiklerini anlattıkça mutlu oluyorum. Fermentasyon, toprak florası, insanın hem içini hem dışını kaplayan beden florası ve bütün varlıkları kaplayan mikrobiyolojik canlılar üzerine çalışıp, düşünürken de böyle mutlu hissetmiştim. Ve hayret etmiştim. Evren baktığımız yer/ölçek küçüldükçe büyüyor, büyüdükçe de genişliyor… Biz bedenimizin sınırlı algısıyla anlamaya çalışırken dünyayı, göremediğimiz minicik mesafelerde … Okumaya devam et Onarmak

Bitki Zekası

Bir canlıyı ancak insana benzer davranıyor ise “akıllı ve gelişmiş” sayıyoruz. Tuhaf olanı bir canlı akıllı ve gelişmiş değilse bize göre, o vakit onu ve yaşamını o kadar da önemsemiyoruz. “Bir ve bütün” olduğumuza körleşiyoruz sanki. İnsan merkezli bu bakışı sarsıldığında bambaşka bir dünyanın kapısı aralanıyor aslında. Her şeye yaklaşımı değişiyor insanın. Tercihleri, yaşam biçimi ve soruları da. En önemlisi kurduğu ilişkiler değişiyor ve çoğalıyor herkes ve her şeyle. Kendiyle bile. Daha sonra öyle bilimsel bir kanıta gerek olmadığını fark ediyorsunuz herhangi bir canlının “canlılığının, biricikliğinin”, bir de evrendeki muhteşem, değerli ve önemli yerinin. Öyle bi’ değişik kafalar yani ❤️ … Okumaya devam et Bitki Zekası

Şiir

“Bir çocuk vardı, her gün evden çıkar, Ve ilk gördüğü şey neyse ona dönüşürdü. O şey onun parçası olurdu; gün boyunca ya da günün bir kısmında, Ya da yıllarca ya da uzun yıl döngüleri boyunca. Baharın ilk leylakları parçası oldu bu çocuğun, Ve çimenler ve beyaz ve kırmızı sabah sefaları ve beyaz ve kırmızı yonca, Ve sinek kapan kuşunun şarkısı, Ve üçüncü ayın kuzuları ve domuzun pembe minik yavruları, Ve kısrağın tayı ve ineğin buzağısı …” Walt Whitman Okumaya devam et Şiir