Dolmak

Bu sabah tren istasyonunun merdivenlerini çıkarken fark ettim onu. Düşüncelerimden sıyırdı ışığı birden beni. Duvara düşüşünü gördüm ilkin. Sonra yüzüme vurdu altın sarısı rengi. Uyanan şehri gördüm. Şehrin pusu içinde daha bir büyülüydü güneşin rengi. Ve her şey, bu şehir, fabrika bacaları bile yüklediğim anlamlardan ari ve güzeldi. Çok güzeldi. Gözümü kapattım. Isındım. Yalnız dışımdan değil; içimle de… Kaygılarım silindi. Dingin bir hal geldi üzerime. Gülümsedim. İçimde yeşeren sevgiyi hissettim. Karnımda, karnımın tam ortasında bir yerin canlandığını ve güneşi içine aldığını bir an. Sıcaklığı bedenimdeki yaşam enerjisini besledi ve ben de izin verdim beslemeye kendimi… Kimse yoktu sanki durakta. Sadece … Okumaya devam et Dolmak

Sessizlik

Sosyal medyada yazılarımı paylaştığım son üç yılın en güzel taraflarından biriydi daha önce hiç yüzyüze görüşmediğim insanlarla kardeşmişçesine, kırk yıllık dostmuşçasına sarılmak. İlk Esra ve Bahardı, sonra (sıkıdurun saymaya başlıyorum!) Emine, Merve, Şeyda, Zekiye, Yasemin, Devrim, İlknur, Filiz, Beste, Flora’nın Ayşe, Özlem, Tijen, Umut, Selen, İdil, Erhan, Yonca, Emre, İrem Çağıl, Ayşe, Yeşim, Ahu, Ayşen, Gamze, Barış, Mustafa, Mayıs, Pınar, Burcu, Can, Nergis, Hüsra, Erdem, Emre Murat, Gökçe, Evrim, Ezgi, Senem, , Kübra, Yeliz, Eda, Zeynep Bilgi, Esra, Durukan, Melissa, Halime, Elif, Zümre, Elif Chandra, Ezgi, Aysel, Tolga, Seher, Sedef….(bitmiyordu😍) derken çoğaldı. Bir eylemde Onur ile karşılaşmamızı unutmuyorum hiç, can … Okumaya devam et Sessizlik

Kabul

Dün gece rüyamda öfkemi gördüm. Çocukken çok sevdiğim ama sonra bir nedenden incinip kalben ayrı düştüğüm bir yakınımın yüzüne bağırıyordum çektiğim acıyı bunca senedir. Bu öfkenin içimde durduğunu bile unutmuşum. Uyandığımda hatırlıyordum. Yirmi yıldır bu duyguyu içimde mi tutuyordum? Başka insanlarım da var geride bıraktığım ve bazı anlar; aklıma geldiğinde canımı yakan ve beraberinde anlaşılmamışlık, terk edilmişlik, hayal kırıklığı, dışarıda bırakılmışlık, haksızlık duyguları taşıyan. Aynı duyguyu yaşıyorum onlarla ilgili bir şeyi her gördüğümde. Hep sızlayan bir ize dönüşüyorlar içimde. Onlarla yaşadığım deneyimden çıkardığım kırgınlık, korku ve güvensizlik dolu sonucu diğer ilişkilerime de taşıyorsam, iltihaplı bir yara oluyorlar hatta. “İnsan yaşamı … Okumaya devam et Kabul

I will not die an unlived life

 I will not die an unlived life. I will not live in fear of falling or catching fire. I choose to inhabit my days, to allow my living to open me, to make me less afraid, more accessible, to loosen my heart until it becomes a wing, a torch, a promise. I choose to risk my significance, to live so that which came to me as seed goes to the next as blossom, and that which came to me as blossom goes on as fruit. Dawna Markova (who speaks from my heart) I gave myself a promise…. I will not … Okumaya devam et I will not die an unlived life

Harita

Bazı insanlar vardır hani bilirsiniz. Işık saçarlar. Üzerlerine gölge eden inançlarını yıkmış ve izin vermişlerdir kendilerine parlamak için; içlerinde olanı ortaya koyabilmek için. Haberlere baktığımızda içimizi acıtan, içimize korku salan ne varsa elini taşın altına koyan, ipin bir ucundan tutanlardır onlar. Siz savaştan korkarsınız, onlar insanlardan çemberler, zincirler yaparlar ormanlarda. Birbirini hiç tanımayan insanların sarılmasına vesile olurlar. Duyulmayanın duyulmasına, görülmeyenin görülmesine, anlatılamayanın anlatılmasına ya da… Kimisi sadece yazıyordur ama öyle güzel anlatıyordur ki Aşk’ı. Aşık olursunuz o an. Onun sözcüklerini taşırsınız artık yanınızda. Siz küresel ısınmadan korkuyorsunuzdur; onlar toprağı onarmak için yola çıkmışlardır çoktan. Çoban olmuşlardır meralarda, ince düşünülmüş bir … Okumaya devam et Harita

Sevilmeme Korkusu

Hiç unutmuyorum ne kadar korktuğumu henüz hamile bile değilken. Bir kızım olmasından, onunla ilişki kuramamaktan, beni sevmemesinden, bana hep kızgınlık duymasından, beni itekleyip babasına yaklaşmasından… Bir anne blogunda okuduğum gibi “seni sevmiyorum, babamı daha çok seviyorum demesinden”… Korkuyordum. Daha hamileyken biliyordum es kaza olur da bağırırsam, ona ceza verirsem, elim kalkarsa mesela vicdan azabından ama en çok sevgisini kaybetme korkusundan dengesizleşeceğimi. Benden uzaklaşırsa sürekli kendimi suçlayıp kendime cezalar keseceğimi. Kısmen yaşamış, görmüş olduğum bir ilişkiydi bu, başka türlüsünü de zaten bilmiyordum o zamanlar. Sonra öğrendim başka türlü bir ilişkinin mümkün olduğunu ama bugün o başka bir yazının konusu. Bu korkum … Okumaya devam et Sevilmeme Korkusu

Hatıra

Bir koy var buralarda sık sık denizine girdiğim. Suyu serin, arkası orman ve sakin… Taşlık bir kumsalı var ayağın basınca incinmediğin. (Bknz. #sedanınküçükgizlikoyu) Hepsi düz, yassı ve ince olan büyüklü küçüklü renk renk taşlarını görünce, deniz bunları başka okşamış olmalı diye düşünmüştüm ilk. Bir başka sevmiş olmalı şimdi yap-boz parçası gibi dağılmış, küçülmüş, yontulmuş bu kayaları. Kaya diyorum çünkü dikkatle bakınca bulabiliyorum bir zamanlar bir bütün olan parçaları. Desenleri, renkleri aynı… Çocuk olsam tam sektirmelik bunlar derdim ve hiç durmadan denize geri gönderirdim ama şimdi okşamaktan kıyamıyorum oyun için bile. Görseniz öyle parlak, yumuşacık dokunuşlu ve pürüzsüzler ki… (bknz. #sedanınkoyundakitaşlar … Okumaya devam et Hatıra

Anlatasım

Kimseye bir şey anlatmak istemediğim zamanlardayım şimdi. Öyle ki şaşırıyorum halime. Tam dört saattir bu bilgisayarın başındayım ama söyleyecek tek sözüm yok, yazacak tek satır bulamadığımdan gayri. Benim için bir devrim sayılır bu. Çocukluktan beri yazmış, sadece yazmış biri için tuhaf bir durum. Öyle ki konuşamazdım da mektupla anlatırdım derdimi ben. Hele ki kırgınsam bir türlü lafa girip de derdimi diyemem. Otururum karşısına mesela kocamın; o kızgın ben kırgın, sonra kafamın içinde konuşur, dillimin ucuna kadar getirir ama tek cümle söyleyemem. Sorsa keşke derim, konuya bir girse derdimi diyeceğim de… Diyemem. Kafamın içinde yazar gibi konuşurum, anlatırım ona. Hatta korkarım … Okumaya devam et Anlatasım

Aura

Bir zamandır evde çokça hayvanla yaşıyorum. Ve bunca yıldır nasıl bir hayvan dost edinmemişiz şaşırıyorum. Kediler evin içinde olduğundan bütün vaktim onlarla geçiyor. Oturuyorum ve izliyorum. Onları, oyunlarını, neşe ve miskinliklerini izlemek beni öyle mutlu ediyor ki… Ne zaman yorulsam bir işten Çilek gelip elimdeki işin üstüne oturuyor. “Bırak” diyor. “Gerek yok bu kadar yorulmana. Zevk aldığın sürece yap. Geriliyorsan dur..Nefes al. Mesela beni sev” diye sürtünüp beni yalamaya başlıyor. Bazen de yanıma kıvrılıp meraklı meraklı yaptığım şeyi seyrediyor. Özellikle ellerimle çalıştığım zamanlarda. İki kedili kadınla, çok çok kedili kadın olmak arasında incecik bir çizgi var. Ben o çizgiyi buldum. … Okumaya devam et Aura

Gizem

Akşam sefası tohumu topluyor gördüğü her yerde. Bu mevsimde çantaların içi, ceplerimiz, hatta küçük gözler ve çekmeceler hep akşam onlarla dolu. Dolduruyor da dolduruyor. Kendininkiler yetmiyor da sıra benimkilere geliyor. Sonra gördüğü ilk boş toprağa atıyor hepsini. Apartman bahçeleri, boş araziler, kaldırım kenarları… Seneye, aynı bu kaldırımı kapattığı arsızlıkla saracak oraları. Öyle çok muzur bir çocuk sayılmazdım ben. En büyük arsızlığımdı saçmak akşam sefası tohumlarını. Ot bitmemiş her boşluğa atardım gizlice küçücük toplarını. Avuç avuç. Sonra da mevsimlerden bilem uzun muzurluğumun içinden kıs kıs gülerdim bahçelere her bakışımda. Gelecek yaz buraları basacak renk cümbüşünü ve güllerinin etrafını kaplayacak, bahçe çimlerinden … Okumaya devam et Gizem