Harita

Bazı insanlar vardır hani bilirsiniz. Işık saçarlar. Üzerlerine gölge eden inançlarını yıkmış ve izin vermişlerdir kendilerine parlamak için; içlerinde olanı ortaya koyabilmek için. Haberlere baktığımızda içimizi acıtan, içimize korku salan ne varsa elini taşın altına koyan, ipin bir ucundan tutanlardır onlar. Siz savaştan korkarsınız, onlar insanlardan çemberler, zincirler yaparlar ormanlarda. Birbirini hiç tanımayan insanların sarılmasına vesile olurlar. Duyulmayanın duyulmasına, görülmeyenin görülmesine, anlatılamayanın anlatılmasına ya da… Kimisi sadece yazıyordur ama öyle güzel anlatıyordur ki Aşk’ı. Aşık olursunuz o an. Onun sözcüklerini taşırsınız artık yanınızda. Siz küresel ısınmadan korkuyorsunuzdur; onlar toprağı onarmak için yola çıkmışlardır çoktan. Çoban olmuşlardır meralarda, ince düşünülmüş bir … Okumaya devam et Harita

Sevilmeme Korkusu

Hiç unutmuyorum ne kadar korktuğumu henüz hamile bile değilken. Bir kızım olmasından, onunla ilişki kuramamaktan, beni sevmemesinden, bana hep kızgınlık duymasından, beni itekleyip babasına yaklaşmasından… Bir anne blogunda okuduğum gibi “seni sevmiyorum, babamı daha çok seviyorum demesinden”… Korkuyordum. Daha hamileyken biliyordum es kaza olur da bağırırsam, ona ceza verirsem, elim kalkarsa mesela vicdan azabından ama en çok sevgisini kaybetme korkusundan dengesizleşeceğimi. Benden uzaklaşırsa sürekli kendimi suçlayıp kendime cezalar keseceğimi. Kısmen yaşamış, görmüş olduğum bir ilişkiydi bu, başka türlüsünü de zaten bilmiyordum o zamanlar. Sonra öğrendim başka türlü bir ilişkinin mümkün olduğunu ama bugün o başka bir yazının konusu. Bu korkum … Okumaya devam et Sevilmeme Korkusu

Hatıra

Bir koy var buralarda sık sık denizine girdiğim. Suyu serin, arkası orman ve sakin… Taşlık bir kumsalı var ayağın basınca incinmediğin. (Bknz. #sedanınküçükgizlikoyu) Hepsi düz, yassı ve ince olan büyüklü küçüklü renk renk taşlarını görünce, deniz bunları başka okşamış olmalı diye düşünmüştüm ilk. Bir başka sevmiş olmalı şimdi yap-boz parçası gibi dağılmış, küçülmüş, yontulmuş bu kayaları. Kaya diyorum çünkü dikkatle bakınca bulabiliyorum bir zamanlar bir bütün olan parçaları. Desenleri, renkleri aynı… Çocuk olsam tam sektirmelik bunlar derdim ve hiç durmadan denize geri gönderirdim ama şimdi okşamaktan kıyamıyorum oyun için bile. Görseniz öyle parlak, yumuşacık dokunuşlu ve pürüzsüzler ki… (bknz. #sedanınkoyundakitaşlar … Okumaya devam et Hatıra

Anlatasım

Kimseye bir şey anlatmak istemediğim zamanlardayım şimdi. Öyle ki şaşırıyorum halime. Tam dört saattir bu bilgisayarın başındayım ama söyleyecek tek sözüm yok, yazacak tek satır bulamadığımdan gayri. Benim için bir devrim sayılır bu. Çocukluktan beri yazmış, sadece yazmış biri için tuhaf bir durum. Öyle ki konuşamazdım da mektupla anlatırdım derdimi ben. Hele ki kırgınsam bir türlü lafa girip de derdimi diyemem. Otururum karşısına mesela kocamın; o kızgın ben kırgın, sonra kafamın içinde konuşur, dillimin ucuna kadar getirir ama tek cümle söyleyemem. Sorsa keşke derim, konuya bir girse derdimi diyeceğim de… Diyemem. Kafamın içinde yazar gibi konuşurum, anlatırım ona. Hatta korkarım … Okumaya devam et Anlatasım

Aura

Bir zamandır evde çokça hayvanla yaşıyorum. Ve bunca yıldır nasıl bir hayvan dost edinmemişiz şaşırıyorum. Kediler evin içinde olduğundan bütün vaktim onlarla geçiyor. Oturuyorum ve izliyorum. Onları, oyunlarını, neşe ve miskinliklerini izlemek beni öyle mutlu ediyor ki… Ne zaman yorulsam bir işten Çilek gelip elimdeki işin üstüne oturuyor. “Bırak” diyor. “Gerek yok bu kadar yorulmana. Zevk aldığın sürece yap. Geriliyorsan dur..Nefes al. Mesela beni sev” diye sürtünüp beni yalamaya başlıyor. Bazen de yanıma kıvrılıp meraklı meraklı yaptığım şeyi seyrediyor. Özellikle ellerimle çalıştığım zamanlarda. İki kedili kadınla, çok çok kedili kadın olmak arasında incecik bir çizgi var. Ben o çizgiyi buldum. … Okumaya devam et Aura

Gizem

Akşam sefası tohumu topluyor gördüğü her yerde. Bu mevsimde çantaların içi, ceplerimiz, hatta küçük gözler ve çekmeceler hep akşam onlarla dolu. Dolduruyor da dolduruyor. Kendininkiler yetmiyor da sıra benimkilere geliyor. Sonra gördüğü ilk boş toprağa atıyor hepsini. Apartman bahçeleri, boş araziler, kaldırım kenarları… Seneye, aynı bu kaldırımı kapattığı arsızlıkla saracak oraları. Öyle çok muzur bir çocuk sayılmazdım ben. En büyük arsızlığımdı saçmak akşam sefası tohumlarını. Ot bitmemiş her boşluğa atardım gizlice küçücük toplarını. Avuç avuç. Sonra da mevsimlerden bilem uzun muzurluğumun içinden kıs kıs gülerdim bahçelere her bakışımda. Gelecek yaz buraları basacak renk cümbüşünü ve güllerinin etrafını kaplayacak, bahçe çimlerinden … Okumaya devam et Gizem

İyileşme Günleri 7 – Tekrar

Ağustos ’17 Bu sefer fena çuvalladım. Tam ben kendimi ve bu işin dinamiklerini anladım derken hoop hikaye değişti birden. Kendini anlamak ve sorularına cevaplar bulmak için çıkılan yol çok tuhaf; dümdüz değil, bir sarmal. Başlangıç ve son arasında cetvele çizdiğin en kısa çizgide her daim ileriye doğru gittiğini sanırken sen; bazı dertleri tam olarak halletmedikçe kıvrıla kıvrıla aynı durağa uğruyorsun. Bazen tanıyorsun geldiğin yeri; “hep aynı şey geliyor başıma, hep böyle oluyor!” diyorsun. Bazen de fark etmiyor, yeniymiş gibi eskisinin tekrarını yaşıyorsun. Önceleri kurbanı sanırdım da kendimi bu durakların, sonra sonra bana bir şey anlatmaya çalıştıklarını anladım. Dur diyordu bana, bir … Okumaya devam et İyileşme Günleri 7 – Tekrar

İyileşme Günlükleri – 6

18 Temmuz ’16 İnsanın bütün renklerini, tepkilerini ve davranışlarını “kişinin güçlü ve zayıf yönleri” olarak ikiye, karakterlerini ise dörde, beşe ya da dokuza ayırmayı başarabilen kişisel gelişim kitaplarından biriyle tanıştığımda 14 -15 yaşlarındaydım. Her nasılsa kitaplığıma girmişti. O dönem her bakımdan zorlayıcı bir ergenlik geçiriyordum ve herkes benim kim olduğum (daha doğrusu kim olmam gerektiğine) dair yorum yapıyordu. İyi mi yoksa kötü mü olduğum kişiden kişiye, onların beklentilerine göre değişiyordu, güçlü mü yoksa zayıf mı olduğum da. Karmakarışık oluyor, sıkışıyordum. Kafa karışıklıklarıma, ergenlikte içimde yükselen öfkenin kabul görmeyişine çare olur da değişirim belki diye gitti elim kitaplıktaki kitaba; “Kişiliğinizi Tanıyın”a. … Okumaya devam et İyileşme Günlükleri – 6

Kutlama

Doğumu, varlığı kutlamak için illa doğum günü olması şart mı? Bence bir insanın, canlının, varlığın sana neşe kattığı, şükür dedirttiği ya da bunlar hiçbiri olmaksızın sadece iyi ki demek istediğin her an doğum, var oluş ve yaşam kutlanabilir… Çok oluyor bana ondan, hele ki yüzünden geçen duygulara, gözlerinin ta içine baktığımda… Güldüğünde. Sessizce ve birbirimizi gerçekten bilerek, hissederek yürüdüğümüzde bir de. Kaç kere ve kaç farklı şekilde söyledim bilmiyorum ona “iyi ki!” diye… Geceleri anlattığım masallara ekledim, sarılmalara, öpücüklere, uzaktan izlemelere ve nice göz gözeliklere gizledim. Değerini bilsin ama en çok hissetsin diledim. Yolculuğu boyunca özdeğerini başka kimsede değil içinde, … Okumaya devam et Kutlama

Yok

Geçenlerde bir dost sohbetinde gelmişti konu yok’a: “Hayal kurmak, alternatif yollar açmak, yeni’yi inşa etmek ve yaşamak güzel de… İleride bir gün çocuklarınız ben şunu yapmak, şuraya gitmek, şunu almak istiyorum dediğinde ve koşullarınız buna yetmediğinde ne yapacaksınız?” demişti biri. Gülümsemiş ve “evet” demiştim. “Çocuklarımızın istekleri olabilir. Sahip olduğumuz takas gücü hayallerini gerçekleştirmek için ihtiyaç duydukları şeyleri karşılamayabilir. Şimdi de oluyor ufak tefek şeylerde ama söylesenize gelecekte ne olacağını kim bilebilir? Gelecekteki sonsuz ihtimaller için bugün çocuğumla geçireceğim vakitten, onunla birlikte öğreneceklerimden, hayallerimizden, mutluluğumuzdan çalmak istemiyorum ben. İhtimalleri hesaplayabileceğimi düşünmüyorum da esasen. Her şeyi öngörmeye çalışıp, hazırlanmak, bütün zamanımı geleceği … Okumaya devam et Yok