Yaş Beş

Çok değil bundan sekiz-on ay öncesiydi. Dördü dört buçuğa bağlıyorduk yavaştan. Büyüyor diyordum bir an, sonra bir bakıyordum küçülmüş sanki. En kaygılı olduğum dönemdi sanıyorum. Özellikle ihtiyaçlarımız çakıştığında eskisinden de çok zorlanıyordum. Bir şeyleri yanlış yaptım galiba diyordum kendi kendime. Dibimden ayrılmıyordu çünkü, öyle ki bazen aynı bedendeyiz sanıyordum. Ufacık bir duygusal dalgalanmada yanımda bitiyor, kucak istiyorum diye tutturuyor, özellikle çok fazla duygu yüklendiği zamanlarda herkesi öteliyor, itekliyor ve sadece beni istiyordu. Bu bir dönem olabilir diyerek gözümü üzerinden ayırmıyor ama endişeleniyordum. Tamam dedim bir ara, galiba bağımsızlaşmayacak hiç. Bazen de öyle anlar oluyordu ki öte yandan… Endişe uğramıyordu kalbime. … Okumaya devam et Yaş Beş

Soru

Bir önceki postta beş yaşındaki kızımla aramızda geçen bir diyaloğu paylaşmıştım. Ölüm ve yaşam döngüsü üzerine yaptığımız bu sohbetle ilgili çokça soru geldi. Daha önce dünyanın ve insanın oluşumu (Anne ilk insanı kim yaptı? Anne evrende boşluktan bile önce ne vardı?), doğum, üreme gibi konularda paylaştığım sohbetlerimizle ilgili de sorular geliyordu. Bu biraz toplu yanıt gibi olsun o zaman.

Yazdığım yazılar konu ile ilgili derli toplu konuşmalarımız hakkında oluyor genelde, o yüzden bir defada çok fazla bilgi, açıklama varmış gibi görünüyor bunun farkındayım. Ama arka planda işler pek de öyle değil. Okumaya devam et Soru

Mezar Başı

Küçük civcivlerden ikisi kapamış gözlerini bu sabah. Boncuk kızla alıp uyur gibi görünen bedenlerini küçücük çukurlara koyuverdik ve kapattık üstlerini toprakla. Neden diye sordu bana, en küçük ve zayıf olanlar öldü? “Ama anlat bana, gece masalı gibi anlat.” “Yaşam; evrende hep en sağlıklı ve güçlü formunda var olmak istiyor. Bu yaşamı, çeşitliliği korumanın bir yolu. Bu civ civlerin yaşam enerjisi ve bedeni tavuk olarak yaşamak için yeterince güçlü değildi. Eğer yaşasalardı zayıf ve hasta olacaklardı. Belki sonra zayıf ve hasta tavuklar doğuracaklardı. Bütündeki tavukların var oluş gücünü zayıflatacaklardı. O yüzden onlar şimdi başka şeylere dönüşecekler. İçine güç katacakları şeylere… Belki … Okumaya devam et Mezar Başı

Büyüme Zamanı

“Gitmeyi çok istiyorum ama sen olmadan gitmek istemiyorum.” “Bensiz zorlanacağını mı düşünüyorsun? Özleyeceğin için mi?” “Hı hı. Seni özlerim. Zor olur.” “Ben de seni özlerim. Hatta ben de zorlanırım ama biliyor musun? Bence bunu yapabiliriz.” “Hı hı… Yapabiliriz.” “Özlerim”, çok şey demekti aslında. Sensiz nasıl sakinleşeceğimi bilemeyebilirim. Üzüldüğümde, kızdığımda sana sarılmadan nasıl kendime yeteceğim? Peki ya korktuğumda? Uykuya dalarken orada olmadığını bilirsem ne hissedeceğim? Senden rahatça istediğim gibi bir başkasından ihtiyaçlarımı isteyebilecek miyim? Karar verebilecek, arkasından gidebilecek miyim? Bu kararın getirdiklerini kaldırabilecek ve taşıyabilecek miyim? “Şimdi gidersen seni ancak beş gün sonra alabilirim. Bunu bilmelisin. İzmir’den Yalova’ya bundan erken gelemeyeceğim. … Okumaya devam et Büyüme Zamanı

Kutlama

Doğumu, varlığı kutlamak için illa doğum günü olması şart mı? Bence bir insanın, canlının, varlığın sana neşe kattığı, şükür dedirttiği ya da bunlar hiçbiri olmaksızın sadece iyi ki demek istediğin her an doğum, var oluş ve yaşam kutlanabilir… Çok oluyor bana ondan, hele ki yüzünden geçen duygulara, gözlerinin ta içine baktığımda… Güldüğünde. Sessizce ve birbirimizi gerçekten bilerek, hissederek yürüdüğümüzde bir de. Kaç kere ve kaç farklı şekilde söyledim bilmiyorum ona “iyi ki!” diye… Geceleri anlattığım masallara ekledim, sarılmalara, öpücüklere, uzaktan izlemelere ve nice göz gözeliklere gizledim. Değerini bilsin ama en çok hissetsin diledim. Yolculuğu boyunca özdeğerini başka kimsede değil içinde, … Okumaya devam et Kutlama

Daha Hızlı ve Daha Çok

“Daha hızlı ve daha çok” dünyasında yaşıyoruz birkaç nesildir. Hızlanmaya çok daha önce başladı insan ama şimdi daha da hızlı ve daha da çok. Bunun hayatımızda öyle çok yansıması var ki, yaşam şeklimiz tümden ‘hızlı’ya doğru değişti; yetişmek ve yetiştirmek üzere yaşıyor gibiyiz. Durmaya, yakından bakmaya, dinlemeye, merak duymaya ve sindirmeye yer kalmıyor ‘kısıtlı’ zamanımızda. Bütün bunlar çocukların dünyasına, onlarla ilişkilerimize de belirgin biçimde yansıyor aslında. Kimimiz sistemin içinde ‘yeterince’ hızlı olamadığımızdan, kimimiz ise sistemin hızını yakaladığımız ve zaten bunun bir gereklilik olduğuna inandığımızdan; ‘geride’ kalacak çocuklara sahip olmaktan yana endişeli, gergin veya muzdarip hissediyoruz. Çocuklarımız da o hıza yetişsinler istiyoruz. Ne kadar … Okumaya devam et Daha Hızlı ve Daha Çok

Şarkı

Yüzünde dolmuş bir ifadeyle geldi yanıma. Gözleri incilerle, yanakları söyleyemedikleriyle dolu… Tezgahın önünde dikilmiş yemek yapıyordum. Sarıldı bacağıma da konuşmadı hiç; bazen bilmiyor ne olduğunu kendi bile. Sormadım, zorlamadım ben de, sessizliğini paylaştım. Elimi kalbine koydum sonra. “Çok mu doldu burası? Çok fazla duygu?” “Hı hı” diyebildi sadece. Ağlamadı. Sarıldık. “Bana da oluyor bazen. İçime doluyor doluyor nefesim daralıyor ve nedenini bilmiyorum bile. Bak ne diyeceğim! Şarkı söyleyelim mi birlikte? Sesimizle çıksın hepsi dışarı?” Başını salladı. Mahsun mahsun “hayde”yi aç dedi Kazım’dan. Açtım. Ve biz söylerken sıkışmış herşey pencereden dışarı çıktı. Okumaya devam et Şarkı

Ses

“Az önce ben de gerildim çünkü kafam almadı bütün sesleri birden. Hem gürültü, hem ağlama sesi hem de kafamın içinin sesi… Böyle zamanlarda sakince odaklanabilmek ve birbirimizin ihtiyaçlarını duyabilmek için ne yapabilirim diye düşünüyorum…” “E anne sadece bir sesi seçseydin?” “Nasıl anlayamadım?” “O kadar ses içinde birini seçip onu duysaydın.” “Sen öyle mi yapıyorsun?” “Evet. Çok gürültülü olunca bir tek sesi seçip onu dinliyorum, ötekilerini duymuyorum.” “Hımm. Bu iyi bir fikirmiş. Gerçekten iyi.” Okumaya devam et Ses