Dilek

Büyük gündü bugün. Temeli kapattık nihayet. Kökler tamam, şimdi gövde yükselecek.


Hepimiz içimizden geçen şeyleri seçmiştik temele gömmek için; boncuk ak kavak dalı dedi, ben kekik, Asım da zeytin dalı. Gerisi içimizden geldiğince çoğaldı; adaçayı, sığla, kına, buğday, çınar yaprakları, uğur taşım ve kanatlı akçaağaç tohumları… Dileklerimizi, hayallerimizi bir kağıda yazdık, çembere bıraktık dallarımızı yapraklarımızı.

Büyük gündü bugün. Temeli kapattık nihayet. Kökler tamam, şimdi gövde yükselecek. Hepimiz içimizden geçen şeyleri seçmiştik temele gömmek için; boncuk ak kavak dalı dedi, ben kekik, Asım da zeytin dalı. Gerisi içimizden geldiğince çoğaldı; adaçayı, sığla, kına, buğday, çınar yaprakları, uğur taşım ve kanatlı akçaağaç tohumları... Dileklerimizi, hayallerimizi bir kağıda yazdık, taştan çembere bıraktık dallarımızı yapraklarımızı ve hem ellerimizi hem de çemberi bir taşın üstünde hazırladığım kına ile kınaladık. Sonra okuduk niyetimizi dağa taşa, ota ağaca, suya havaya... Dedik ki:

Dedik ki: “Yuva’nın temeli bitiyor bugün. Hayr olsun.

Aşk’a, huzura, kabule ve neşeye doğru uzattığımız köklerimiz olsun temeline koyduğum kayından kökler.

İki zeytin dalından biri barış olsun; önce içimizde sonra hanemizde. Diğeri de can kulağımız olsun verdiğimiz; herkesin ve herşeyin öz’ündeki bilgenin sesine.
Ak kavağın yaprak hışırtısı gibi neşeli dökülsün şarkılar dilimizden.
Ve evimin direği boylu bir kavak gibi yerinde dursun. Altında toplanalım, sığınalım. O direk öyle uzandıkça yeryüzü ile gökyüzü arasında, güçlüce köklenmiş yerin ta altına; bilelim ki geçecek her gelen ve uyanacağız her yeni güne, yaşama, sağlıkla yeniden.

Sığla dalı da koyarmış Anka kuşu yuvasına ve dirilirmiş küllerinden yeniden. Koyduğum sığla tohumları da umudun tohumu olsun içimizde her yangından sonra hep ve daima yeşeren.

800 yıllık çınarın yaprakları; bilgeliği ile yeşertsin burayı. Gemisi olsun yeniden kadim bilginin, her tufandan korunsun ve nesilden nesile aktarılmasına vesile olsun.

Uğurum diye cebimde taşıdığım taşım, artık haneme uğur olsun. Evimin duvarları ne zaman gerekse bu taş gibi, kaya gibi sert, ne zaman gerekse pamuk gibi yumuşacık olsun.

Nasıl olursa olsun ama içi dışı bir, şeffaf olsun.

Adaçayı ve kekik şifadır; isterim ki evime her gelen şifasını da bulsun.

Çocuklarıma mirasımdır kekiğin kokusu… Dilerim ki ne zaman bu kokuyu duysalar, biriktirdiğimiz bütün anılar uçuşsun ve en ihtiyaç duydukları zamanda kenarda, köşede ya da bir yemeğin içinde bulunsun. Sözlerimiz uçup gitsin; ama huzurumuz hatırlanır olsun. Karmaşanın içinde kurduğumuz basitliği, geleceğin bilinmezliğine dair teslimiyetimizi, sıradanlığımızın içindeki tatmini ve incinebilirlikten aldığımız gücü her daim ceplerinde taşısalar yeter diyorum. Zenginliğimizi ellerimizin altındaki dünyada bulduğumuz mutlulukla ölçtüğümüzü hissetmiş olsunlar istiyorum. Bu arazinin kekik kokusu ellerime de sinsin ve mirasımı taşısın istiyorum.

Attığım buğday tohumları ve ellerimizle yaktığımız kına; bereket ve bolluk olsun. Bu haneden dışarı köyümüze ve oradan dere boyunca şehre doğru yayılsın. Ektiğimiz tohumlar tutsun, ağaçlar köklensin, yaprakları göğe yükselsin. Onları yuva bilecek kuşlar ve türlü yaban hanemizin çevresinden beslensin.

Kurda kuşa aşa niyet edelim, burada yaşayan her canı nefes aldığımız müddetçe gözetelim. “Bura” olalım, buradan beslenip, burayı besleyelim.

Bütünün hayrına dileğini dilimizden eksik etmeden saf niyetlerle uyanalım yeni günlere. Olanı kucaklayalım razılık ile. Kapıların varlığını bilelim, anlatalım, unutmayalım bir de.

Çocuklarım yuvamıza köklensin, yaşamın muazzam döngüsünü buradan öğrensin ve ceplerinde hazine, zamanı geldiğinde buraya bıraktığım akçaağaç tohumlarının kanatlarını takıp diledikleri yere uçsunlar dilerim.

Bu çatı bizi birbirimize bağlasın. Bu bağ her daim kalbimizde taşınsın. Kan bağından öte dostluklarımız olsun, bu yuva onların da evi olsun. Sıcaklığımız kaybolmasın, samimiyetimiz, dürüstlüğümüz yorganımız olsun.

Ocağından duman, sofrasından aş, penceresinden güneş, damından yağmur eksik olmasın. Sıcakta gölgesiz, serinde ateşsiz kalmasın. Yeter’i bilelim, fazlaya elimiz değmeyelim. Oyunla iş birbirine karışsın, öylece durmaya vaktimiz olsun ve öğreneceklerimiz hiç azalmasın. Yuvamıza kibir asla uğramasın. Suçlayıcı kelimelerin yerini bu hanede hep şefkat dili kaplasın. Ötekine duyduğumuz içten merak hiç kaybolmasın. Anlama çabası eksik olmasın niyetimizden. Ötekinin halini bilelim, kendimizi bildiğimizden. İnsanın ve her canlının içindeki iyiye inancımız daim olsun, bütünü beslediğimiz yer insana güvenden olsun. Bu çatının altında birbirimizden başlayan güven zincirleri kurulsun. Tercihlerimizin neyi beslediğini her daim soralım, koyduğumuz her tuğla hayal ettiğimiz dünyanın inşasından yana olsun. Değişim ve dönüşüm daim olsun; kalbimizde ve evimizde.

Öz’le bağımız kopmasın. Şimdi buraya serptiğim, herşeyin başlangıcından beri devri daim eden ve her canda var olan su; hafızamız olsun. Bize birliği, bütünlüğü, hakikati unutturmasın.

Kalbimizden sevgi, dilimizden şükür duaları eksik olmasın

Uğur olsun..
Aşka, huzura, neşeye ve kabule açılsın bu kapı…
Berekete, emeğe ve üretime.
Birliğe ve bütünlüğe.
Dostluğa, dürüstlüğe, saf niyete ve ümide.
Etrafımızdaki her şeyin hakkını gözeterek saygı içinde yaşayabilmeye.
Olduğumuz gibi bize.. Her daim öğrenmeye.
Ve hayallerimize.”

Sonra temel kapandı, dallar yapraklar içinde kaldı. Onların üzeri kapanırken bir boncuk kızla annesi mızıka çaldı…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s