Gerçek Güç

"Bizler kültürel beklentilerle çocukların dünyasının sürekli yeni fırsatlarla yeni ufuklara doğru genişlemesi gerektiğine inanıyoruz. Oysa ben çocuklarımı izlerken ebeveynleri olarak bizlerin, çocuklarımızın kendi dünyalarında kurdukları ilişkilerin değerini bilmediğini, hatta bu ilişkileri gözden kaçırıyor olabileceğimizi düşünüyorum. Belki de onlara sınırsız olanaklar sunmamız gerektiğini ne kadar inanmış olursak olalım durmalıyız. Durmalı ve sayısız imkan ve tercihlerle dolu bu büyük ve şaşalı dünyadaki dikkat dağıtıcıları engellemeliyiz. Onları gerekenden biraz bile fazla fırsata maruz bırakmamalıyız. Belki de çocuklarımıza hemen kapımızın önünde, yakın çevremizde, etrafımızdaki insanlarla, komşularımızla, mahallemizle ve hatta hayal gücümüzle yaşayabileceğimiz deneyimlerin zenginliğini göstermeliyiz. Bu bencilce bir hayal mi? Emin değilim ama elinin tersiyle de itemiyorum. Çünkü biliyorum ki benim çocuklarım sonsuz ihtimalleri kovalamak yerine, nerede olurlarsa olsunlar ellerinin altındaki dünyada doyuma ulaşabilecekler. (....) Kendimi eğitim, zenginlik, tutku veya başarı gibi konularda kültürel beklentilerden ne kadar azat ettiysem o kadar özgürleştiğim gerçeği her geçen gün daha sık yüzüme çarpıyor. Ben, kültürel varsayımlardan uzaklaştıkça daha çok seçenek elde ettim. Nedeni oldukça barizdi aslında: Günlerini para biriktirmeye ve mevki edinmeye adamadığımda, başka şeyleri kovalamak için özgürdüm. Bu yalnızca maddi değil, duygusal ve ruhsal açıdan da özgür olmak demekti. Bu, mutluluğun ve doyumun en küçük, en basit şeylerde, burnumuzun dibinde bir yerde olduğunu bilmekti. Renkler yavaşça solup yok olduğu için yalın ve sıkıcı olduğu söylenenir bir Kasım sabahının, öyle değil mi? Güzelliği "var olan" yerine nasıl da hep eksik az olan üzerinden tanımıyoruz... Alışılmışın aksine var olanı gördüğüm küçük ve sıradan anları düşünüyorum; beni her defasında gafil avlayan anları... Moskof ördeğimiz Web'in çayırda paytak paytak yürüyüşünün, Fin ve Rye'ın sohbet ederek kuruluktan eve doğru gelişini ve daha nicelerini. Bazen, örneğin çiftliğimize giden yolda yürürken, neyin tetiklediğini bilmediğim güçlü bir hisse kapılıyorum. (Devamı yorumlarda)
Bizler kültürel beklentilerle çocukların dünyasının sürekli yeni fırsatlarla yeni ufuklara doğru genişlemesi gerektiğine inanıyoruz. Oysa ben çocuklarımı izlerken ebeveynleri olarak bizlerin, çocuklarımızın kendi dünyalarında kurdukları ilişkilerin değerini bilmediğini, hatta bu ilişkileri gözden kaçırıyor olabileceğimizi düşünüyorum. Belki de onlara sınırsız olanaklar sunmamız gerektiğini ne kadar inanmış olursak olalım durmalıyız. Durmalı ve sayısız imkan ve tercihlerle dolu bu büyük ve şaşalı dünyadaki dikkat dağıtıcıları engellemeliyiz. Onları gerekenden biraz bile fazla fırsata maruz bırakmamalıyız. Belki de çocuklarımıza hemen kapımızın önünde, yakın çevremizde, etrafımızdaki insanlarla, komşularımızla, mahallemizle ve hatta hayal gücümüzle yaşayabileceğimiz deneyimlerin zenginliğini göstermeliyiz. Bu bencilce bir hayal mi? Emin değilim ama elinin tersiyle de itemiyorum. Çünkü biliyorum ki benim çocuklarım sonsuz ihtimalleri kovalamak yerine, nerede olurlarsa olsunlar ellerinin altındaki dünyada doyuma ulaşabilecekler. (….) Kendimi eğitim, zenginlik, tutku veya başarı gibi konularda kültürel beklentilerden ne kadar azat ettiysem o kadar özgürleştiğim gerçeği her geçen gün daha sık yüzüme çarpıyor. Ben, kültürel varsayımlardan uzaklaştıkça daha çok seçenek elde ettim. Nedeni oldukça barizdi aslında: Günlerini para biriktirmeye ve mevki edinmeye adamadığımda, başka şeyleri kovalamak için özgürdüm. Bu yalnızca maddi değil, duygusal ve ruhsal açıdan da özgür olmak demekti. Bu, mutluluğun ve doyumun en küçük, en basit şeylerde, burnumuzun dibinde bir yerde olduğunu bilmekti. Renkler yavaşça solup yok olduğu için yalın ve sıkıcı olduğu söylenenir bir Kasım sabahının, öyle değil mi? Güzelliği “var olan” yerine nasıl da hep eksik az olan üzerinden tanımıyoruz… Alışılmışın aksine var olanı gördüğüm küçük ve sıradan anları düşünüyorum; beni her defasında gafil avlayan anları… Moskof ördeğimiz Web’in çayırda paytak paytak yürüyüşünün, Fin ve Rye’ın sohbet ederek kuruluktan eve doğru gelişini ve daha nicelerini. Bazen, örneğin çiftliğimize giden yolda yürürken, neyin tetiklediğini bilmediğim güçlü bir hisse kapılıyorum. 
O an evrendeki yerimi bildiğimi hissediyorum. Sadece şimdi ve burada, bu yolda değil, hayal gücümün bile ötesinde, her şeyden ve bütün güçlerden oluşan evrenin sonsuz büyüklüğüne sahip tasarımındaki yerimi biliyorum.
Bu anlarda içimde aniden yükselen sıcaklık ve beni sessizce saran “başka hiçbir şeye ihtiyacımın olmadığı hissi” benim maddi olarak ölçülemeyecek kazanımlarınm. Değeri hesaplanabilir olmadığı için kimse tarafından alınıp satılamayacak bu kazanımlar benim gerçek zenginliğim. Bu zenginlik bana ait, bana özgü ve bu yüzden de güvende.Bir anda elimin altındaki  dünyanın büyüklüğünü fark etmek özgürleştirici, zorlayıcı, heyecan verici ve eklemeliyim ki oldukça korkutucu. Ama ben sahip olduğum dünyanın zenginliğini gördüğümden beri, çocukluğumda bana anlatılandan daha özgürüm. İnanmama izin verilenden daha özgür.

Bu benim gerçek gücüm. Alınıp satılabilen veya biriktirilebilen sahte bir güç değil. Hayatımı nasıl yaşadığım, çocuklarımı nasıl ettiğim, insanlarla ve diğer canlılarla nasıl ilişki kurduğum ve zamanımı nasıl geçirdiğim, bu hayatta neyin mümkün olduğuna dair inancımın bir uzantısı. Bu benim yaşamak istediğim dünya ile ilgili vizyonumun ve çocuklarımın yaşamasını arzuladığım dünyanın bir ifadesi.”
Ben Hewitt – Okulsuz Büyümek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s