Aborjin Masalları

Daisy Bates'in 1899'dan 1945'e kadar 40 yıl boyunca derlediği hikayelerden oluşan bu kitap bir hazine gibi... Çoğu soyunun son temsilcilerinden dinlenmiş bu hikayeler yok olmasın diye çabalamış son nefesine kadar yerlilerin ona verdiği isimle Kabbarli. Onca yılın neredeyse tamamı Aborjin kamplarında çadırda geçmiş... Kadın onlardan biri olmuş sanki. Hem ben hem de boncuk çok sevdik hikâyeleri.
Daisy Bates’in 1899’dan 1945’e kadar 46 yıl boyunca derlediği hikayelerden oluşan bu kitap bir hazine gibi… Çoğu soyunun son temsilcilerinden dinlenmiş bu hikayeler yok olmasın diye çabalamış son nefesine kadar yerlilerin ona verdiği isimle Kabbarli. Onca yılın neredeyse tamamı Aborjin kamplarında çadırda geçmiş ve Daisy onların arasına kabul edilmiş. Hem ben hem de kızım çok sevdik hikâyeleri ama en çok Daisy’nin efsaneleri derleme öyküsü etkiledi beni.
“50 yıl önce doğuyu batıya bağlayan büyük trans Avustralya demiryolu hala hayret uyandıran bir şeyken, tren ıssız Nullarbor düzlüğünün tozlu küçük bir kıyısında yakıt için dururdu. Beyazlar buraya Ooldea derlerdi. Bölgedeki kum tepeleri altında gizli bir yer altı gölünün Aborjince ismi Yooldil Gabbi’nin kısaltmasıydı bu. Göl, beyazlar gelmeden önce binlerce yıl temiz su kaynağı olarak kullanılmıştı.
Bu su sayesinde Yooldil Gabbi toplanma yeri olmuştu. Aileler genç erkek çocuklarının erginleme törenlerinde toplanmak için yüzlerce mil yürürdü. Nullarbor Düzlüğünden olabildiğince sakınırlardı. Çünkü buranın, kalker mağaralarda yaşayan ve ılık kuzey rüzgarı estiğinde hava dediklerinden uluyan çok güçlü yılan Gamba’nın evi olduğuna inanılırdı.
Beyaz büyükanneyi, yani Kabbarli’yi (yazar Daisy Bates) Ooldea’da siyahilerle yaşamaya götüren olay 1919’da yapılan son toplanmaydı. 16 yıl boyunca küçük, yalnız çadırı Aborjin kampı yanındaki kum tepelerinin üzerinde dalgalanmıştı. Her gün, omuzlarında bir sırıkla taşıdığı kovalar dolusu su için bir buçuk mil yürüdü. Haftada 2 kez treni karşılamak için peronda beklerdi. Bazen yanında Aborjin arkadaşları olurdu. Bazen de tren dururken önemli bir yolcuyla 1 saatlik sohbet için yalnız bekliyor olurdu.
Yıllar geçtikçe Kabbarli uzun yolculuğun önemli işaretlerinden biri oldu. Görünüşü hiç değişmedi. Küçük ve zayıf bedeni, büyük siyah şemsiyesinin gölgesi altında dimdik dururdu. Yazın da kışın da özel dikilmiş bir kıyafet giyerdi; boynu uzun ve bileklerine kadar uzanan bir gömlek, düğmeli botlar, beyaz eldivenler ve çenenin altından düzgünce bağlanmış yeşil ince tülden bir peçesi olan hasır bir şapka.
Beyaz insanlar onu Daisy Bates olarak biliyordu: Avustralya’nın batısında ve güneyinde Aborjinlerle yaşamayı seçmiş İrlandalı, eğitimli bir hanımefendi. Bu kara çocukları zamanla çok sevmişti. Yaşlılar, körler ve öksüz siyahi çocuklarla özel olarak ilgileniyordu. Onlara geleneksel Avustralya ekmeği pişiriyor ve çayla yenen tatlandırılmış yulaf lapası yapıyordu. Bütün parasını onlara daha fazla yiyecek ve kıyafet satın almak için harcadı ve Ooldea’da yaşarken geçimini sağlamak için gazete makaleleri yazdı.
Kolay bir hayat seçmemişti. Bu dönemde 8 yıl süren bir kuraklık olmuştu; yere bir damla yağmur düşmemişti, av hayvanları azalmıştı ve Kabbarli kampın geri kalanı kadar aç ve susuzdu. Bazen sıcak o kadar etkiliydi ki korunmak için bütün günü yatakta geçirmek zorunda kalıyordu. Bir keresinde trahoma hastalığına yakalandı ve görme yetisini körlük derecesinde yitirdi. Daha sonra siyahi arkadaşlarının ateşte kızartıp ona yedirdiği kertenkele ve yılan için onlara müteşekkir kalmıştı.
Gelenekleri, yerel ağızları ve hepsinden öte Aborjin efsanelerini kayda geçirmeyi uğraş edinmişti. Bunlar nesilden nesile sözlü olarak aktarılmışlardı. Aborjinlerin yazılı tarih olmadığı için bu efsaneler bildikleri tek tarihleriydi. Onların güvenini kazanmak bir onur sayılıyordu. Bazı efsaneler sadece kabilenin erginleşmiş erkeklerine anlatılıyordu. Ama Kabbarli’nin hepsini dinlemesine izin veriliyordu. Aborjinlere gösterdiği cömertlik ve onu büyücü kadın sanmaları bunun sebeplerinden biriydi.
Her gece günün avı yakalandığında ve akşam yemeği yendiğinde, Kabbarli defterini ve kalemini alıp aşağıya, Aborjin kampına gider, ateşin başına oturur ve çöl yıldızları altında yaşlı erkeklerin anlattığı hikayeleri dinlerdi. Bu yaptığı işin en sevdiği kısmıydı. Hikaye anlatıcısı, hikayenin bütün detaylarını hareketlere dökerdi. Eğer bir hayvan hakkında konuşuyorsa, dört ayak üzerinde dururdu. Eğer bir av sahnesi anlatıyorsa avcıların onu izlerken yaptıkları gibi yerde sürünürdü.
Pek çok hikaye şu sözlerle başlardı: “Dhoogoor zamanlarında” tıpkı diğer hikayelerin “bir zamanlar” diye başlaması gibi. Aborjin tarihi, akıl almaz şeylerin gerçekleştiği Dhoogoor ve Düşzamanı’nda temellenmiştir.
Kabbarli bu efsanalerin önemini kavradı ve onları anlatıldığı gibi, kelimesi kelimesine kağıda döktü. Hikaye anlatıcısı sözlerine ara verdiğinde kağıdı kalemi bıraktı ve hikayenin tamamlanmasını bekledi. Bazen bu günler hatta haftalarca sürerdi. Bazen de başka bir kamp ateşinin başında, başka bir anlatıcı aynı efsaneyi tamamlayabilirdi. Eğer not defteri yanında değilse zarfların arkasına yazardı bunları ve asıl kopyayı her zaman muhafaza ederdi.”
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s