Sokak Devri

Haziran 1990. Beş yaşındayım. Ne oyundan ne güzelliğimden ödün veriyorum ve saçlarımı da asla toplatmıyorum. Yanımdaki Samet, bir de resimde olmayan Yasin'im var canımın ta içinden sevdiklerim. Düşünüyorum da sokakta ne çok dost biriktirdim. Hatta...Haziran 1990.
Beş yaşındayım.
Ne oyundan ne güzelliğimden ödün veriyorum ve saçlarımı da asla toplatmıyorum.
Yanımdaki Samet, bir de resimde olmayan Yasin’im var canımın ta içinden sevdiklerim.Düşünüyorum da sokakta ne çok dost biriktirdim. Hatta söğüt ağacını da o günlerde, dere kenarına kaçtığımda sevdim.

Ben onun kadarken, 4 buçuk yaşındayken daha, sokaktaydım. İçinden dere geçen ve deniz kenarına konuşlanmış bir kasabada yaşamanın bütün nimetlerinden yararlandım.

Deresinden, kurbağasından, sahilinden, kumsalından, söğüt ağaçlarının büyüleyici gölgesinden ve martılarından.

Sokakta olmak çok olağandı. Annemin üzerinde çok fazla düşündüğünü sanmam. Dikkat ettiği bir kaç şey vardı; sokakta başka ve tanıdık çocukların olması ve benim fazla uzaklaşmamam. Şehrin içinde bir sokakta oturmak insana kendini güvende de hissettiriyordu o zamanlar. Mahallede herkes hangi çocuğun kimin olduğunu biliyordu. Sokakta büyük bir çoğunluk bir diğerini ismen ve cismen tanıyordu. Annemin evde işi olsa balkonda oturan Makbule teyze hem örgü örüyor hem de kendiliğinden bizi kolluyordu. Bütün çocuklar sokaktaydık. Mütemadiyen.

İlkokul çağına geldiğimde ise şimdilerde koca bir şehir olan kasabamızın işlek bir caddesine taşındık ve annem dışarı çıkmamıza izin vermemeye başladı, bunu çok iyi hatırlıyorum. Cadde üzerinde olmamız onu korkutuyordu. Hem araba çoktu hem de çok hızlı geçiyordu. Cadde mahalleyi bir şekilde bölüyordu; yalnız fiziksel olarak değil kurulan bağlar ve ilişkiler açısından da bölünüyorduk. Güven hissinin yerini telaşa bırakıyordu caddenin varlığı. Gelen geçen yabancı sayısı az değildi sokaktaki gibi. Durakta bekleyenleri bilmek de tanımak da mümkün değildi. Böylece bizim sokakta oynama devrimiz de sona erdi.

O dönem değişen yalnızca sokaktan caddeye taşınmamız değildi tabii. Haberler de değişmişti. Ana haber bültenlerindeki çoğunluğu çocuk kaçırma haberleri, organ mafyası, cinayet ve tecavüz haberleri oluşturur hale gelmişti. Ailem korkmuştu ve ev dışındaki dünya ile ilişkimi bu korku şekillendirir olmuştu.

Zaman geçti ve bu korkular şehirde ebeveynliğin bir parçası haline geldi. Aslına bakarsanız bilmiyorum. Dünya gerçekten daha mı kötü bir yer şimdi? Yoksa artık daha çok duyuyoruz böyle haberleri de o yüzden mi bize güvenilmez gelişi? Suç oranları ya da haberler… Fark etmiyor. Sokak oyunlarının çocukluk için ne kadar da önemli oluşu bile bizi cesaretlendiremiyor.

Bu şehir bizim büyüdüğümüz yer değil artık. Hem kalabalık hem de yabancı. Komşularımız değişiyor, esnaf değişiyor ve bu hareket bizim takip edebileceğimizden hızlı gerçekleşiyor. İnsan ilişkileri şekil değiştirdi; insanlar artık çekirdek aile çevresinde bireysel yaşamları tercih ediyor ya da buna doğru sürükleniyorlar. Yaşantımız mahalleden ziyade daha çok iş ve okul çerçevesinde şekilleniyor. Performans odaklı kurumların ve düşüncenin hayatımızdaki yeri güçleniyor. İşimiz yaşam alanımıza uzak ve hepimiz mütemadiyen trafikteyiz. Evimizde az vakit geçiriyoruz ve koltuklarımızı bile eskitemez haldeyiz.

Tanımadığımız insanlara ve de çocuklarına tahammülümüz düşüyor. Hikayesini bilmediğimiz insanları kollamıyoruz ve kollanmıyoruz da. Acil bir durumda çocuğumuzu emanet edecek kimsemiz yok ve bazen bu düşünce insanı dehşete düşürüyor, gelecek kaygısının dibini görüyoruz. İnsanlarıyla bağ kurmadığımız bir çevre bize güvende hissettirmiyor. Bütün bunlara okuduğumuz haberler ve gördüklerimiz de eklendiğinde sokak bizim için bir tehdit unsuru haline geliyor. Sokak, artık yaşam ve güven alanımızın sınırları içine dahil değil. Yaşam alanımızı dış kapımızdaki kilitle korumaya çalışıyor, korkuyoruz. Hepimiz bizi kuşatan mücadeleden yorgunuz.

Bizi güvende hissettiren şey içerde kalmak ve mümkün olduğunca az “yabancı” ile muhatap olmak olsa da bir çocuğun bütün ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmanın yükünü de taşıyamıyor çekirdek aile omuzlarında. Ebeveynler zorlanıyor, çocuk ve ebeveyn ilişkisi geriliyor ve daracık bir boşluğa sıkışıyor.

Çocuklarımız büyüdüklerinde sokağın hayatlarındaki eksikliği için bir “keşke” büyütürler mi içlerinde bilmiyorum. Belki onlar da başka başka yollar bulacaklar kendilerine sosyal hayatta yaşam becerilerini geliştirmek için. Aslında bulacaklarına da eminim. Büyümeye ve öğrenebilecekleri her şeye öğrenmeye, uyumlanmaya ya da yepyeni yollar bulmaya programlılar.

Ve bu bizim için de böyle. Eminim biz de bulacağız dayanma noktamız aşıldığında nefes alacak bir yer. Olmadı yaratacağız kendi çemberimizi, topluluklarımızı kendi ellerimizle. Değişeceğiz ya da değiştireceğiz. Bakacağız şimdinin koşullarında yapabileceklerimiz ne diye…

Sahi; yapabileceklerimiz ne?

*Bu yazı ilk olarak HTHayat.com’da yayımlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s