Düşünseli

Sosyal medya bir düşünseli. İnsana dair herşeyin aynı anda bulunabildiği; hayat gibi.

Bilmiyorum var mı bundan ötesi; sahtesi, gerçeği.

Hepimiz düşüncelerimizi bırakıyoruz buraya, anılarımızı, hikayelerimizi, hayallerimizi… Hepsi kendimize dair, kendi gerçekliğimizden. Maskelerde bizim, kostümler de. Yaşanmışlıklar da bizim, sahneler de. Hepsi var. Kendi hikayesi, tercihleri ve nedenleriyle.

Yaşadığımız hayatın her yansıması var. Prizmadan kırılan her parça ışık, her izdüşüm. Sistemin yansımaları (satışlar, reklamlar), karenin dışından gelen sesler, alternatifler ve dönüşümler. Hepsi var. İnsanların algılarına, düşünme biçimlerine, tercihlerine; gerçekliğine etkisiyle.

Sosyal medya bir düşünseli. İnsana dair herşeyin aynı anda bulunabildiği; hayat gibi.

Bilmiyorum var mi bundan ötesi; sahtesi, gerçeği.

Hepimiz düşüncelerimizi bırakıyoruz buraya, anılarımızı, hikayelerimizi, hayallerimizi... Hepsi kendimize dair, kendi gerçekliğimizden. Maskelerde bizim, kostümler de. Yaşanmışlıklar da bizim, sahneler de. Hepsi var. Kendi hikayesi, tercihleri ve nedenleriyle.

Yaşadığımız hayatın her yansıması var. Prizmadan kırılan her parça ışık, her izdüşüm. Sistemin yansımaları (satışlar, reklamlar), karenin dışından gelen sesler, alternatifler ve dönüşümler. Hepsi var. İnsanların algılarına, düşünme biçimlerine, tercihlerine; gerçekliğine etkisiyle. 
Hepimiz farkliyiz; özgün deneyimlerimiz, yaralarimiz, ogrendiklerimiz ve yolculuklarimizla... Biricik gercekligimizle algılıyoruz dünyayı. Kendi hikayemizden okuyoruz. Tetikleniyor, duygular yaşıyor, tercihler yapıyoruz;  gercekligimizden beslenen ve yine orayi besleyen. Hepimizin nedenleri var. Yargilanabilir olmayan şeyler bunlar. Sadece varlar.

Ve hepimiz ayniyiz; anlasilmaya ve anlamaya ihtiyaç duyan, kapilar arayan, şefkatle iyileşen insanlar.

Sosyal medyaya baktığımda tek gördüğüm şey bu. İnsanlar. Kendi sürecinde ve kendi yolunda. Kiyaslanamaz, mertebelendirilemez ve baskasinca bilinemez yolculuklar. Sadece kesistigimiz, karsilastigimiz ya da ayrıştığımız.

Kimisinden cok besleniyorum, kimisinde ne olmadığımı görüyorum. Kimisinin icimde uzun uzun yankıları oluyor, kimisini istesem de anlayamıyorum. Kimisinin tercihleri benim tercihim değil o yüzden ilgilenmiyorum. Kimisi canımı yakıyor baktıkça ve soruyorum kendime acıyan yer neresidir? Kimisi öyle bir yere dokunuyor ki henüz hazır olmuyorum yüzleşmeye; kaçıyorum. Kimisiyle yaşadığım etkilesimi alip içime saklıyorum. Bir kitap okur gibi duygulanıyorum, iliski kuruyorum, merak duyuyorum. Kimi zaman ofkeleniyorum ve öfkenin ardındaki yargilarimin farkına varıyorum. Kendimi de yargiladigimi ve beni sınırlayan gerçekliğini kanitlayamayacagim inanclarimi görüyorum... Duygularimin sorumluluğunu almaya calisiyorum. (Devamı yorumlarda)
#sedaninyolculugu

Hepimiz farklıyız; özgün deneyimlerimiz, yaralarımız, öğrendiklerimiz ve yolculuklarımızla… Biricik gerçekliğimizle algılıyoruz dünyayı. Kendi hikayemizden okuyoruz. Tetikleniyor, duygular yaşıyor, tercihler yapıyoruz; gerçekliğimizden beslenen ve yine orayı besleyen. Hepimizin nedenleri var. Yargılanabilir olmayan şeyler bunlar. Sadece varlar.

Ve hepimiz aynıyız; anlaşılmaya ve anlamaya ihtiyaç duyan, kapılar arayan, şefkatle iyileşen insanlar.

Sosyal medyaya baktığımda tek gördüğüm şey bu. İnsanlar. Kendi sürecinde ve kendi yolunda. Kıyaslanamaz, mertebelendirilemez ve başkasınca bilinemez yolculuklar. Sadece kesiştiğimiz, karşılaştığımız ya da ayrıştığımız.

Kimisinden çok besleniyorum, kimisinde “benim ne olmadığımı” görüyorum. Kimisinin içimde uzun uzun yankıları oluyor, kimisini istesem de anlayamıyorum. Kimisinin tercihleri benim tercihim değil o yüzden ilgilenmiyorum. Kimisi canımı yakıyor baktıkça ve soruyorum kendime acıyan yer neresidir? Kimisi öyle bir yere dokunuyor ki henüz hazır olmuyorum yüzleşmeye; kaçıyorum. Kimisiyle yaşadığım etkileşimi alıp içime saklıyorum. Bir kitap okur gibi duygulanıyorum, ilişki kuruyorum, merak duyuyorum. Kimi zaman öfkeleniyorum ve öfkenin ardındaki yargılarımın farkına varıyorum. Kendimi de yargıladığımı ve beni sınırlayan gerçekliğini kanıtlayamayacağım inançlarımı görüyorum… Duygularımın sorumluluğunu almaya çalışıyorum.

Bütün bunlar hayat gibi, ne eksik ne fazla. Sosyal medya da biraz kitap gibi, herkesin kendi yazdığı. İçine kendindeki her şeyden biraz kattığı.

Tek bildiğim profilimin bütüncül olmadığı.
Bana dair, içimden, hikayemden olmasına rağmen; hayatımın her anının orada var olmadığı. Aynı hayatımın her anının her ilişkime yansımadığı gibi. Kimsenin, hiç kimsenin, benim her yönümü ve içimi bilemeyeceği gibi. Bunu hep aklımda tuttugum bir yer burası; sosyal medyada veya dışında kimse ne benim gördüğüm kadar, ne de gösterdiği kadarı.

Ve ötekine dair yargılar biriktirmektense içimdeki yankıları, etkileşimleri dinlemeyi seçtiğim bir mecra. Ötekinin anlattığını eğip bükmediğim, olduğu gibi kabul ettiğim. Bu iyidir, bu kötü diye etiketlemediğim. Bana gösterdiğini onun hakkında kendi yazdığım bir hikayeye dönüştürmediğim… Besleniyorsam, öğreniyorsam ve istiyorsam ilişkide kaldığım, istemiyorsam da gittiğim.

Bazen kayboluyorum kalabalığında. Nefessiz kalıyorum. Sonra kendime hatırlatıyorum:

Hepimiz varız. Herkes var. Dünyada bütün hikayelere, tercihlere yer var. Benim için önemli ve anlamlı olan benim hangi hayali beslediğim, neyi büyüttüğüm ve neyin inşasında tuğla olduğum.

Ben kendi niyetimden sorumluyum.

O kadar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s