Fıstık Güncesi 2

 

Hayatı boyunca oturmuş biriyim ben. Çocukluğum ve gençliğim oturarak ve ders çalışarak geçti. Sonra mühendis oldum, sahaya insem hatta çok keyif alsam bile itiraf ediyorum oturmayı daha çok seviyordum. Üniversitenin miskin yurt hayatında iyice kemikleşti üşengeçlik kelimesiyle taçlanan konfor alanım. Bir bakmışım yürüyerek gitmeye üşeniyorum, elimin altındaki yemeği ısıtmaya üşeniyorum, beni biraz zorlayacaksa dışarı çıkmaya dahi üşeniyorum. Son dört yılda ben değiştim, hayallerim değişti ama konfor alanım çok az esnedi. Mutfakta çeşit çeşit yemek yapmaya üşenmiyordum evet ama bedenimle çalışmam gereken işlerden kaçıyordum. Asım ve Salih çalışırken ben ya uzaktan izliyordum ya da minimum hareket gerektiren işleri yapıyordum. Bedenimi tanımıyor ve güvenmiyordum belki de aynı zamanda. Henüz hangisi daha etkiliydi çok ayırt edemiyorum.  Kırdım konfor alanımın zincirlerini fıstık toplarken. Ağaçtan düşenleri takip edip, bir eğilip bir kalkarken. Çömelmiş şekilde yürürken. Tırmanırken, atlarken ve çuval taşırken. Sonra hızlandım. Bir enerji geldi üzerime. Böyle bedenim neşelendi sanki. Isındı. Daha fazlasını istiyorum dedi. Durma dedi.. Durmadım ve hatta gün boyu yorulmadım; yani gece yatağa yatınca anlayacağım üzere yorulmadığımı sandim. Bedenle düşünmediğimi fark ettim hic. Kafamin icinde bir dusunce dünyasına hapsolmus, aslolan aklimmis da bedenim sadece onun içinde yaşadığı kabukmus, salt görüntüymüs gibi davrandığımi, kendimi bir bütün olarak algilamaktan, hissetmekten uzaklasmis olduğumu anladim. Sasirdim. Bedenimle nasil bu kadar ayrismistim? Şimdi ellerim kendi kendine öğreniyor, çalışıyor hatta arzuluyor gibiydi. Ayaklarim yürüdüğü yolu seziyor, sirtim ağırlığı tasirken beni yönlendiriyordu ve ben her bir parcami hissedebiliyordum. Varligini bile bilmedigim kaslar harekete geçiyor, aklim ve ruhum toplandıği yerden parmak uçlarıma doğru nüfuz ediyordu sanki. Organlarimin şimdiye kadar fark etmediğim akil ve sezgisi de benim aklıma doğru yol alıyordu. Butunlesiyordum. Bedenle dusunuyordum. (Devamı yorumlarda) #araziguncem (fotoğraf: @umurbilir)

Hayatı boyunca oturmuş biriyim ben. Çocukluğum ve gençliğim oturarak ve ders çalışarak geçti. Sonra mühendis oldum, sahaya insem hatta çok keyif alsam bile itiraf ediyorum oturmayı daha çok seviyordum. Üniversitenin miskin yurt hayatında iyice kemikleşti üşengeçlik kelimesiyle taçlanan konfor alanım. Bir bakmışım yürüyerek gitmeye üşeniyorum, elimin altındaki yemeği ısıtmaya üşeniyorum, beni biraz zorlayacaksa dışarı çıkmaya dahi üşeniyorum.

Son dört yılda ben değiştim, hayallerim değişti ama konfor alanım çok az esnedi. Mutfakta çeşit çeşit yemek yapmaya üşenmiyordum evet ama bedenimle çalışmam gereken işlerden kaçıyordum. Asım ve Salih çalışırken ben ya uzaktan izliyordum ya da minimum hareket gerektiren işleri yapıyordum. Bedenimi tanımıyor ve güvenmiyordum belki de aynı zamanda. Henüz hangisi daha etkiliydi çok ayırt edemiyorum.
Kırdım konfor alanımın zincirlerini fıstık toplarken. Ağaçtan düşenleri takip edip, bir eğilip bir kalkarken. Çömelmiş şekilde yürürken. Tırmanırken, atlarken ve çuval taşırken. Sonra hızlandım. Bir enerji geldi üzerime. Böyle bedenim neşelendi sanki. Isındı. Daha fazlasını istiyorum dedi. Durma dedi.. Durmadım ve hatta gün boyu yorulmadım; yani gece yatağa yatınca anlayacağım üzere yorulmadığımı sandim. Bedenle düşünmediğimi fark ettim hic. Kafamin icinde bir dusunce dünyasına hapsolmus, aslolan sadece aklimmis da bedenim sadece onun içinde yaşadığı kabukmus, salt görüntüymüs gibi davrandığımi, kendimi bir bütün olarak algilamaktan, hissetmekten uzaklasmis olduğumu anladim. Sasirdim. Bedenimle nasil bu kadar ayrismistim? Şimdi ellerim kendi kendine öğreniyor, çalışıyor hatta arzuluyor gibiydi. Ayaklarim yürüdüğü yolu seziyor, sirtim ağırlığı tasirken beni yönlendiriyordu ve ben her bir parcami hissedebiliyordum. Varligini bile bilmedigim kaslar harekete geçiyor, aklim ve ruhum toplandıği yerden parmak uçlarıma doğru nüfuz ediyordu sanki. Organlarimin şimdiye kadar fark etmediğim akil ve sezgisi de benim aklıma doğru yol alıyordu. Butunlesiyordum. Bedenle dusunuyordum.

Toprağa daha da yakınlaştım. Dokunurkenki bir kaç saniyelik tereddütüm kalktı ortadan, hareketlerim akiskanlasti. Çalıların arasında yere oturmuş fıstık ararken hem etrafımdaki hayvanlara karşı dinlemede hem de rahat olmaya başladım. Yılan, çıyan, böcek… Varlıklarını biliyordum ama tehdit altındaymış gibi hissetmiyordum. Nasıl olduğunu anlamasam da o çalının, arazinin bir parçası gibi hissediyordum.
Korkmuyordum.
Fıstık Güncesi 2
Eylül ’16
Arazi Güncesi.

Fıstık Güncesi 1

Fıstık Güncesi 3

Fıstık Güncesi 4

 

Reklamlar

Fıstık Güncesi 2” üzerine 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s