Güneşin Sofrası

İnsan hep değişir ama bazen çok değişir. Bir anda zihninin içinde darmadağın bulunan parçalar birleşir ve farkına varır birşeylerin; aydınlanır. Hatta akabinde zincirleme aydınlanmalar yaşanır. Ben de yaşadım, özgür hissettim.

Ve öyle heyecanlandım ki; herkesle paylaşmak istedim. Herkese bu farkındalıkları anlatmak, herkese farkındalık katmak; aydınlatmaktı dileğim. Davet ettim, seslendim, öğretmeye çalıştım. Daha çok insana ulaşmalıydım! Çoçuklara öyle değil böyle demeliyiz diye yazılar yazdım, bilgilendirdim, farkındalık günü konseptleri hazırladım. Sistemin, uzmanların ve bir sürü başka insanın sürekli olarak neyin doğru, neyin güzel ve iyi olduğunu dayatmasından şikayet ettiğim halde ben de kendi farkındalıklarımı yaymakla uğraştım; çünkü benimkiler doğruydu, sisteme rağmendi, herkes böyle baksa, davransa, yaşasa özgürleşecekti.

Zaman… Zaman değişimin en büyük tetikleyicisi. Yine değiştim ve farklı bir bakış acisi edindim; daha basit, daha derin.

Gün geldi kendimle, özle ve evrenle kurduğum ilişki birden değişiverdi. Bu değişim etrafımdaki herkesle ve her şey ile beni eşitledi ve kalbimin derinliklerindeki bir ses insanlarin aydınlatılması gerektiğine dair bütün düşüncelerimi altüst etti. Farkına bile varmadığım bir duyguyu işaret etti: “Benim bulunduğum zemin en güzel ve tek doğru, herkes buraya gelmeli, burası dünyanın iyiliği için tek çıkış kapısı” düşüncesini besleyen kibrimi. Benim ne farkım vardı herkese iyi bir yaşamın nasıl olması gerektiğini dikte eden diğer seslerden şimdi?

Güneşin Sofrası 
İnsan hep değişir ama bazen çok değişir. Bir anda zihninin içinde darmadağın bulunan parçalar birleşir ve farkına varır birşeylerin; aydınlanır. Hatta akabinde zincirleme aydınlanmalar yaşanır. Ben de yaşadım, özgür hissettim.

Ve öyle heyecanlandım ki; herkesle paylaşmak istedim. Herkese bu farkındalıkları anlatmak, herkese farkındalık katmak; aydınlatmaktı dileğim. Davet ettim, seslendim, öğretmeye çalıştım. Daha çok insana ulaşmalıydım! Çoçuklara öyle değil böyle demeliyiz diye yazılar yazdım, bilgilendirdim, farkındalık günü konseptleri hazırladım. Sistemin, uzmanların ve bir sürü başka insanın sürekli olarak neyin doğru, neyin güzel ve iyi olduğunu dayatmasından şikayet ettiğim halde ben de kendi farkındalıklarımı yaymakla uğraştım; çünkü benimkiler doğruydu, sisteme rağmendi, herkes böyle baksa, davransa, yaşasa özgürleşecekti.

Zaman... Zaman değişimin en büyük tetikleyicisi. Yine değiştim ve farklı bir bakış acisi edindim; daha basit, daha derin.

Gün geldi kendimle, özle ve evrenle kurduğum ilişki birden değişiverdi. Bu değişim etrafımdaki herkesle ve her şey ile beni eşitledi ve kalbimin derinliklerindeki bir ses insanlarin aydınlatılması gerektiğine dair bütün düşüncelerimi altüst etti. Farkına bile varmadığım bir duyguyu işaret etti: "Benim bulunduğum zemin en güzel ve tek doğru, herkes buraya gelmeli, burası dünyanın iyiliği için tek çıkış kapısı" düşüncesini besleyen kibrimi. Benim ne farkım vardı herkese iyi bir yaşamın nasıl olması gerektiğini dikte eden diğer seslerden şimdi? 
Hissettiğim tek şey şuydu: Diğerlerine tepeden bakabildiğim bir zemin yoktu, çünkü zemin diye bir şey yoktu. Yol dediğim şey her yöne doğru genişleyebiliyordu. Attım farklı seçimlerim nedeniyle bana kendimi değerli hissettiren egomun sesini içimden. İnsanın değeri öz'den gelirdi ve bence bu öz bizi eşit ve bir kılan şeydi. Benim gördüğüm; güneşin sofrasında her canlı eşit degerdeydi (Devami yorumlarda) #araziguncem #sedaninyolculugu

Hissettiğim tek şey şuydu: Diğerlerine tepeden bakabildiğim bir zemin yoktu, çünkü zemin diye bir şey yoktu. Yol dediğim şey her yöne doğru genişleyebiliyordu. Attım farklı seçimlerim nedeniyle bana kendimi değerli hissettiren egomun sesini içimden. İnsanın değeri öz’den gelirdi ve bence bu öz bizi eşit ve bir kılan şeydi. Benim gördüğüm; güneşin sofrasında her canlı eşit degerdeydi.

Sistem kapıları bir bir kapatırken yüzümüze, sadece kendi biricik kapısını açık bırakmak üzere, içime en çok sinecek şey hikayemle yenisini açmak ve geri çekilmekti belki de. O kapıya insanları zorlamak, o çıkışı dikte etmek yerine bu da var demekti, girebilirsin eğer kalbine iyi gelecekse… ve başka kapılar da bulabilirsin. İyi ve anlamlı bir yaşamın sonsuz tanımı var. Kendininkini içinde hissedebilirsin…
Çünkü ne insanın yolculuğu benim yolumla sınırlı ne de “bütünün iyiliği” kalıba sokulabilecek bir tanımdi. Aksine oyle kapsayıcı ki; her insanı kucaklayan, her insanın biricik katkısına yer açan, şimdinin gözüyle iyi veya kötü, az ya da çok diye ayırmayan… Benim algılayamayacağım kadar bütüncül ve şimdiyle ölçülemeyecek kadar zamansız.

Bu bakışla değiştim ve kucakladım ben de. Bıraktım insanlara öğretmen kesilmeyi ve gordum kimseyi değiştiremeyeceğimi, zamanın ve yolun değiştirme gücünü sahiplenemeyeceğimi.

Birbirimizden beslenirdik elbet, karşılaşırdık karşılaşacağımız varsa… Birbirimizi anlardık yollarımız kesişiyorsa, niyetliysek açtığımız kapılara ve hazırsak ötekinin manalarına, hikayesindeki farkındalıklarına.

Nasıl öncesinde değil ancak zamanı geldiğinde gittiyse elim toprağa, diktiysem fidelerimi, hiç huyum değilken konuşmaya başladıysam yapraklarıyla, kontrolcü halim eridiyse teslimiyetin huzurlu kollarında ve anneliğim özgürleştirdiyse kızımı; ben davet etsem de onun için ancak zamanı geldiğinde biri yoldaş olurdu bana. Başkalarının süreçlerini sevmeyi, beklemeyi, yol vermeyi ve başka kapıları kapatmamayı, kalplerindeki tüm duyguları ve ihtiyaçlarını kucaklamayı öğrendim böylece. Ve gördüm “böyle yapmamalı, şöyle yapmalı” diye düşünerek yargıladığım davranışların altındaki ihtiyaçların varlığını. Ve bence ihtiyaçlar yargılanamazdı. Onlar sadece vardı.

Bu hislerle öğretmenliğe, davete devam edemezdim.. Bu yüzden sadece hikayemi anlatmayı seçtim ve biliyorum ki hikayem ne en özel, ne de tek doğru insanın yolculuğunda. Kimi zaman niyetim davet etmek de olsa soruyorum kendime: Kapının ardındaki güzelliğe saşkınlığımdan mı çağırıyorum gel diye, yoksa burası tek doğru gibi mi gözüktü gözüme?

Ve artık kaygılanmıyorum, suçlu hissetmiyorum da başka şeyler tercih ettiğimde, koşullarım başka şeyler gerektirdiğinde. İnsanım, merak edebilir, denemek isteyebilir başka bir kapıda bir süre dinlenebilirim. Dışarıda yemek yiyebilir, şekerli çikolata satın alabilir, bir eşyayı sırf çok seviyorum diye paylaşmayabilirim. Doğru ve yanlışın ötesinde bir yerde bütün bu kaygılardan azadeyim. Ne kendimi ne ötekini yargılar haldeyim.

Bence bir insan bütüne katki koyabilir ve ozgurlesebilir; televizyonlu ya da televizyonsuz, rafine şekerli ya da şekersiz, okullu ya da okulsuz, ormanda veya sitede, köyde, şehirde hatta balkonunda bostanı bile olmadan nasıl özgür hissediyorsa o şekilde. Çünkü yolculuklar sayısız, kapılar sonsuz… Kendimizi bilmek üzere değil mi yol? Niyet ettiysek yol bizi götürecektir.
Ben sadece hikayemle bir kapı açarken, diğerlerini kapatmamaya niyet ediyorum.

Arazi Güncesi 9 Haziran ’16

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s