OKULSUZLUK VE SOSYOKÜLTÜREL YALNIZLIK

Çocukluğum ve gençliğim boyunca kendimi ait hissettiğim çok az yer oldu ya da grup. Kendi ailem bile dahildi buna söz konusu değerlerim, sorularım, sorgulamalarım, inandıklarım ve yaşamak istediklerim olunca. Ailemin geleceğime ve olmam gereken kişiye dair sahip olduğu kültürel beklentiler bana anlamlı gelmese de, sıkışmış hissetsem de yola bu beklentilerin çizdiği şekilde devam ettim.
Okula gittim mesela. Ama mesele sosyalleşmekse kendimi hiçbir zaman gerçekten sosyal hissetmedim. Benim gibi insanlar neredeydi? Benzer soruları soran, benzer şeyleri merak eden?
Bir çok arkadaşım oldu okulda, kimisiyle dostluğum hala aynı yakınlıkta devam ediyor ama gerçek şu ki hiçbir zaman gerçekten kendimi açmadım okuldaki arkadaşlarıma. Başarılıydım, öğretmenlerimin göz bebeğiydim ve sınıfta haylaz ama popüler bir arkadaş grubum vardı. Ve yalnızdım. Kendime hayata, yaşama biçimimize, sisteme dair sorgularım, hayallerim beni yalnızlaştırıyordu. Kimsem yoktu. Hayır gerçekten. Kimsem yoktu.
Görüşlerimi belirtmenin sıklıkla kavgaya evrilmesi nedeniyle daha çok susmaya başladım evde de. Ağzımı her açtığımda neyi nasıl düşünmem gerektiğine dair ultimatomlar yiyordum dolaylı yollardan. Asla dolaysız ve saygısız değil. Kibar ama ayarcı.
Geçmişte topluma ait hissetmedim kendimi hiç. Yukarıdan bakan bir göz gibiydim. Anlaşılmayacağımı anlamış, kanıksamıştım. Artık anlaşılmayı bile dilemiyordum ama anlama çabamı kaybetmedim yine de.
Bütün bunları ancak geriye baktığımda anlayabiliyorum şimdi. O zamanlar neye isyan ettiğimi, neden bu kadar farklı ve uyumsuz hissettiğimi bilmiyordum. Çaresizce sistem içinde sürükleniyordum.
İnsan ne olursa olsun olacağına varıyor galiba. Vardım ben de olacağıma. Sistemin bana tanıdığı imtiyazları da bıraktım; diplomam, beyaz yaka hayatım.. Eşit, adil, saygılı ve bütüncül bir hayata niyet ettim. İnanmadığım şeyi yaşamamaya ve yaşatmamaya da. Okulsuzluk da bunun bir parçası.

Ama hala yalnızım. Sosyokültürel bir yalnızlık bu. Etrafımda insanlar olmadığı için değil, düşüncelerimi paylaşabileceğim, birlikte yaşayabileceğim insanların yakınımda olmayışının yalnızlığı. Anladığım, anlaşılmış hissettiğim ve birlikte yol almak için ortak adımlar atabileceğim insanların.
Okulsuz annelerinin en çok hissettiği duygunun işte bu sosyokültürel yalnızlık olduğunu biliyorum.
Bu tercihin doğasında var olan bir durum bu. Kimi zaman şimdi hissettiğim kadar derin ve acı verici, kimi zaman da huzur ve sakinliğin yeri. Kimi zaman sığınak bu yalnızlık, kimi zaman tutsaklık gibi.
Benim gibiler için mesele okulsuzluk değil elbette sadece. Mesele içimde taşıdığım kalbin ve kafamın içinde taşıdığım düşüncelerin kendisi. Ben sistem içinde yaşamayı seçseydim bile yine yalnız olacaktım belli ki. Şimdi en azından sepetimde inandığım gibi yaşamanın, inandığım şeyleri beslemenin huzuru var. İkirciksiz bir hayat… Yamasız, amasız. Kendimi dünyaya ait, onunla bir ve bütün hissettiğim mutlu bir yaşam.

Bu hayatı seçmenin, sisteme uyumlanmaya çalışarak yaşayacağım hayattan, o hayatın gizli sosyokültürel yalnızlığından tek farkı kendimi açık etmekten geliyor. Kendini bir kere açık ettin mi meraklı gözler seni izliyor, ötekileştiriyor, bazen de incitiyor. Kültürel beklentiler artık dolaylı değil, dolaysız olarak yüzüne çarpılıyor. Gitmen gereken yol sık sık vurgulanıyor. Farklı olana karşı duyulan tedirginlik kendini hissettiriyor.

Bazen yakınlarım da merak ya da anlama çabası ile değil bir küçümseme ya da yargılama ile yaklaşıyor tercihlerime. Nasıl düşündüklerini anlıyorum ama tercihlerimi tartışmıyorum. Biricik doğrumdan eminim, anlaşılma ihtiyacı hissetmiyorum ama yine de o vakitler yalnızlığıma geri dönmek için de can atar oluyorum. Bizim gibiler için en zoru kendini birden anlatır pozisyonda bulmak oluyor. Ben çok uzun süredir gerçek bir merak yoksa ortada anlatmıyorum. Kendimi savunma durumuna sokmuyorum. Farklıyız deyip geçiyorum ve sadece yaşıyorum. Eşimin desteği olmasa daha zor olurdu bunu biliyorum.

Belki de yakınlarımızın bildikleri tek doğrunun dışına çıkıyor olmamızdan duydukları endişe bu tavrın nedeni. Anne babalarımızın bizim üzerimizdeki kontrollerini yitirmelerinden dolayı hissettikleri çaresizlikleri… Ama ben sistemin yolundan gidersem mutlu ve huzurlu olacağım garanti mi? Belki de beklenen basamakları tırmanırken geleceğimiz üzerinde sahip olduğumuzu düşündüğümüz kontrol hissi, sistemin yarattığı bir ilizyon,bir gösteri…

Bu ne kadar yorucu olsa da göze aldım.
En başından beri.
Yalnız başlasam da zamanla yoldaş olacaklarla karşılaşacağıma inandım.

Demem o ki; yol engebeli.
Ve yalnızlık zor zanaat.
Ama kafa bir kere karenin dışına çıktı mı zaten yalnızız.
Bari hayal ettiğimiz gibi yaşayalım, çocuklarımıza da başka bir yaşam sunalım.
Bence bu bizim hakkımız.

Umutsuzluğa kapılmayın.
Ben varım.
Biz varız.
Hele yola çıkalım, birbirimizi yakalarız.

Reklamlar

OKULSUZLUK VE SOSYOKÜLTÜREL YALNIZLIK” üzerine bir yorum

  1. Kendimi bulduğum bir yazı daha… Öyle iyi anladım ki sizi, daha yolun başında olmama rağmen… Hatta sizin kadar kendimi açık etmemişken… Fikri anlamda yalnızlık bile zorluyor beni… Kolaylıklar dilerim…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s