Çocukla Ziyan etmek üzerine muhabbet etmek

Günaydın!!

Arkadaşlar; dün fazlaca ezilen muzlara üzüldüğüm için benim boncuk cevabını önemsediğim iki soru sordu: ‘Anne, neden yiyeceklerimizi bi de suyu ziyan etmiyoruz?’
O an yemek yaparken acele ile kaynaklarımızın sınırlı olduğunu söyledim ama ardından
‘Neden kaynaklarımız sınırlı?’ sorusu geldi doğal olarak.
Ben de bu sorularını çok önemsediğimi ve acelem olmadığı bir zamanda etraflıca düşünüp sonra yanıtlayacağımı, unutursam bana hatırlatmasını söyledim.
Sabah hatırlattı cimcime.
Soruları şöyle yeniden sorayım; ‘Neden ihtiyacımız kadar tüketmeliyiz? Neden kaynaklarımız sınırlı?’ Konu aynı zamanda kazandığımız para ile de ilişkili olsa da, para merkezli değil dünyadaki yaşam döngüsünü ve başka canlıların ihtiyaçlarını, toprağı, ağaçları, suyu vb merkez alarak cevaplamak istiyorum. Kaynaklarımızın sınırlı olduğunu ise dünyanın yaşanabilir bir yer olduğuna dair güvenini sarsmadan ve ekolojik sorunlara yaşı gereği ( kızım 2.5 yaşında) girmeden yapacağım. Kaygı hissetmesini istemiyorum. Henüz doğa ile bağ kurma aşamasında çünkü.
Bu sorulara vereceğim cevap aşağı yukarı kafamda oluşmuş durumda ancak sizlere de danışmak istiyorum.
Siz olsanız nasıl anlatırdınız/siz nasıl anlattınız?

Yasemin Aksoy :Yerim ben o boncuğun merak eden aklını  ben çocukların fiziksel yaşlarını hiç dikkate almıyorum zira haklı olduğumu boncuğun bu sorusu da çok net açıklamış 🙂 50 yaşına gelmiş olup bu soruyu sormamış yetişkin abilerimiz ablalarımız var… Çocuklar bir soru sorduklarında önce kendi içime dönüp içimde o cevap var mı diye sormaya bir eğitimde kimsesiz bir çocuk bana “peki tavşanlar neden zıplar” diye sorduğunda öğrendim 🙂 eger cevap yoksa da yanitlamayabilirim o sOruyu 😉 kendi içime baktığımda da boncuğun sorusunun cevabına yanıtımın içinde ne kaynakların sınırlı olmasını sebep gördüm ne de ekolojik sorunları… evet bunlar var ama beni tetikleyen bunlar değil. o yüzden boncuğunda bunlarla şimdiden yüzleşmemesini istemenden dolayı onun adına sana şükran sunarım  kendime sorduğumda aldığım yanıta gelince “çünkü zaten hepimiz yiyebileceğimiz kadar yemeliyiz. dünya üzerinde yaşayan her canlının yiyebilmesi için onların hakkı olanı biz ziyan etmemeliyiz ki onlar da doysun. nefes depolayabiliyor muyuz? hadi deneyelim. bir seferde bir haftalık nefs alalım mesela. denedin mi? olmadı değil mi boncuk 🙂 işte diğer bütün ihtiyaçlarımız da böyle. o an ihtiyacımız olan kadarı tüketirsek her şey dengede olur ve bütün canlılar dünyada mutlu mesut yaşamaya devam eder. Peki kaynaklarımız neden sınırlı? aslında kaynaklarımız ihtiyacımızla sınırlı. dedim ya herkesin yiyebilmesi, temiz su içebilmesi, doyabilmesi için yetecek kadar var. kaynakları sınırlayan kendi sınırlarını aşan insanlar. yani yine başa dönersek kendi ihtiyacımız kadar tüketmeyi hepimiz öğrenirseekk kaynaklarımızdaki sınırlarda bir anda ortadan kalkar. aynı yemek masası gibi dünya. herkes kendi tabağına yiyebileceği kadar olanı alırsa masadaki herkes doyar hatta belki yarına yemek bile kalır 🙂” sanırım bu soruyu ben yemek masasında dramayla anlatırmışım 🙂 boncuk sayesinde bunu da keşfetmiş oldum 

Şule Seda Ay: Sanırım beğendiğimiz arazideki sudan örnek vereceğim oraya gidince yeniden.. orada şahane ve küçücük bir gölet var en üst kotta. Hem büyük baş hayvan giriyor hem de kazlar. Hem de bir sürü canlı su içiyor, kurbağalar böcekler yaşıyor, çok güzel su çiçekleri var suyun yüzeyinde.. biz de su tutmak ve gıda yetiştirmek için kullanacağız su. Bütüncül geldi bana orası. Ne dersin?
Ilknur Urkun Kelso: sanırım mühim olan soyut kavramlara başvurmamak, görebildiği, dokunabildiği, yakınındaki şeylerden söz etmek…atıyorum evde hayvanlarınız varsa onlardan örnek vermek…kitapta her yaş grubunun dünyasının sınırlarından bahsediyor ya, sanırım bu yaşlarda onun dünyası eviniz…tabi gelişim aşaması çocuğuna göre değişiyordur 🙂
Şule Seda Ay: Yasemin Aksoy teşekkür ederim 🙂nefes örneği şahane oldu. Ben de anlatımın içeriğini bu şekilde düşünüyorum. Bu gün unutmayıp hatırlatırsa böyle anlatacağım ama ‘görmesini’ de çok istiyorum. O göleti öyle sevdim ki. Orada bu konuyu yeniden açacağım 😀
Şule Seda Ay: Ilkn Urkun evet. Somut olmalı. Nefes çok önemli. Daha önce boncuk yemeğinin fazlasını kedilere vermişti. Yine yapabiliriz onu kumsala gidip.. bu da somutlaştırır, kuşlar da kırıntıları paylaşır.. karıncalar biraz nemalanır 🙂
Yasemin Aksoy: yemek masasında babasıyla mizansen kurup babayı kötü polis yapıp tabağına yiyebileceğinden fazlasını almasını rica edip oradan yola çıkıp bak tencerede yemeğimiz kısıtlı ihtiyacından fazlasını tüketirsen biz aç kalabiliriz soframızın dengesi bozulurla bağlayıp boncuğa bu konuda soru sorma ve yanıtları görme denemesi yapabilirsiniz. belki en kolay meyvelerle olur bu. meyve tabağında üç elma varken birisi iki tane aldığında diğerine kalmaması vs mesela nasıl içinizden gelirse 
Şule Seda Ay: Yasemin Aksoy ya içimdeki cevaplara ne güzel dokunuyorsun sen ya.. bazen bir bakıyorum yazmak istediğim şeyi yazıvermişsin…
Şule Seda Ay: Boncuk biraz afacan 😀 dolabi açıp elma var onu yeriz der, demişliği var 😀
Yasemin Aksoy: Kalpler bir olsun yeter ki  soru soran boncuklar cevap arayan anneler çoğalsın hep birlikte buluveririz cevapları.. boncukla sen de benim içimdekileri buldurup daha görünür yere iliştirmeme yardım ettiniz mesela 🙂 hepimize lazım bunlar el altında durması gerekenler rafına kaldırıverdim teşekkürler ikinize de
Ilknur Urkun Kelso: gerçekten sınırlı olan bişeyden örnek verilecek demek ki 
Yasemin Aksoy:  Şule Seda Ay o zaman önlem alıp bütün elmaları ortadan kaldırıp sonra da hadi bi bak bakalım elma varsa getiriver diye oyuna getirmek gerekebilir 😛
Seda Oral Seyhan: valla Seda bu 2010 sonrası yavrulara ne soru yeter, ne cevap Naz da su ile oynamayı pek seviyor minik leğenine doldur boşalt yapınca ben de çok üzülüyorum. doldurduğu suyu boşaltmak isteyince “su biter” diyorum, “yine koyarız” diyor. burda paramız yok, suyumuz biter filan desem korku dolu gözlerle bana bakacağını biliyorum. ben de “ama X de su ile oynamak istiyor, ona da kalsın biraz ya da ama Y nin suyu azalmış, sen şimdi çok kullanırsan onun suyu kalmaz…”diyip arkadaşlarını sokuyorum araya. hani su herkesin hakkı. herkes az az oynayabilir ama çok saçmamak lazım der gibi gibi. bilmiyorum doğru mu?
Şule Seda Ay: Ilkn Urkun boncuk 20 aylıktan beri kendine kedicik diyor biliyor musun? ‘Kedicik annesine sarılıyor, kedicik şimdi yemek yicek, kedicik şimdi buraya kıvrılacak/tırmanacak, annesine sırnaşacak’. Biz hiç öyle demedik. Pek kedi lafı geçmez evde aslında. Kendi seçti tamamen. Ekofobiyi aşmaktaki hayvan benliği mi dersin 🙂
Ilknur Urkun Kelso: öyle görünüyor 🙂 bakalım neye dönüşecek ilerde 😀
Seda Hatip: Şulecim bizde de geçenlerde böyle bir konu geçti ben ekolojik dengeyle açıklamaya başladım ama çok Haklısın Kaygı oluştu birkaç gün ya hiç yağmur yapmazsa ya susuz kalırsak gibi sorular aldım
Şule Seda Ay: Sekiz yaş öncesi ben ekolojik sorunlardan bahsetmek istemiyorum. En erken sekiz.. ondan öncesi sadece doğaya bağ kurma dönemi. 8-12 yaş umut dönemi. Her şey düzelebilir çünkü düzeltmeye gönüllü insanlar var dönemi. 12 sonrası mahalleyi kurtaracağıZ birlilte 🙂Vereceğim örneklerde ‘biterden’ ziyade diğer canlıların, aile bireylerinin ve kendinin ortak kullanımı olsun, birlikte yaşarken hepimizin o kaynakta hakkı olduğunu gözlemlesin istiyorum. Bu çok zor olmayacak gibi çünkü doğada çok zaman geçiriyor, döngüye yönelik soru soruyor. Yuvalara dokunmuyor, zarar vermemeyi önemsiyor ve kendi yemeğini paylaşıyor. Kedilerle karıncalarla misket böcekleri ile. Kendi doymasını da önemsiyor konuşuyor onlarla paylaşırken. ‘Ben de yiyeceğim ve doyacağım ama sana da yeter bu elma’ gibi. Buradan yaklaşacağım o yüzden ben de 🙂 
Selin Aral: Sedom bizden örnek; yavru banyodan çıkmak istemiyor, ilk zamanlar neyapacağımızı bilemedik sonra düşününce üzerine “kıt kaynakların sınırlı olması ve birlikte yaşadığımız dünyalıklara saygı ” ekseninde düşününce banyodan çıkmadan önce “eveeet artık çıkma vakti, suyumuz bu kadar artık biz çıkalım ki Ayşe teyzeler de banyo yapabilsin (Ayşe teyze yan komşumuz)” ya da “Alicim bu banyoluk suyumuz bu kadar, suyu bu kadar satın almıştık, suyumuz bitti” ya da “suyumuz bitmesin, baba da banyo yapacak” gibi o an hangisini daha kolay kavrayabilecekse onu seçip söylüyorum. Benim oğlan 23 aylık.
Şule Seda Ay: Selin Aral teşekkür ederim kuzum. Evet buna benzer durumlar biz de yaşadık, anlattık. Şehirde su musluktan aktığı sürece döngü tam anlaşılamıyor aslında. Para ile neden daha fazlasını almıyoruz, alabiliriz algısı olsun da istemiyorum. Bütüncül bir algı temelinde anlatmak istiyorum. Zamanla tabi. O sordukça. Şimdilik somutlaştıracağım ama yeni evimizde çok daha fazla örnek bulabilir kendisi. Gözlemleyecek ve soracaktır 🙂
Şule Seda Ay Bir de ben ‘biter, kalmaz, yeteri budur’ dan ziyade ötekinin ve onun ihtiyaçlarının farkına varmak, birlikte yaşam, paylaşım, kendiliğinden bir ‘yeter’ hissi ve bu hissin huzuru, saygı, döngünün bir parçası olmanın getirdiği dinginlik gb hislerin, davranışların üstünden anlatmak hatta yaşamak istiyorum bu konuyu. Başkasının hakkını çalmış olursun, biter haa mesajı değil de.. birlikte saygı ile, ötekinin kabulü ile, sevgisi ile, onunla paylaşmanın mutluluğu ile zihninde kalsın isterim. Bunu doğaya çıkınca ben yaşıyorum o da izliyor duygumu ve model alıyor.. Çocukların kendiliğinden eğilimi var zaten buna. Ama bu kendiliğindenliği iyi anlatabilmek istiyorum sorduğunda. 🙂 bakalım daha neler soracak bu boncuk 🙂
Şule Seda Ay: Seda Oral Seyhan benim boncuk da sürekli suyla oynuyor 🙂 muşamba seriyorum her yere 😀 su geçirmez botlar aldık kışın bile denizin içinde oynadı. Bakalım nereye gidecek.
Deniz Kurt: Bu soruları sorduğunda ( ayni yaşta) karşımıza n.geographic dergileri ve dünyanın sorunları gibi bi seri çıktı.kirlenen su hava nesli tükenen hayvanlar…hepsiyle o zamandan beri aşikar. Yere çöp atani filan uyarıyor. İnsanların kotulukleriyle bu kadar erken tanışınca eminim bi şeyler farklı olacak bu çocuklarda.. Takipteyim .ve 4.5 yaş olan çocuğa nereye kadar gidip anlatmalıyız? Yeni soru
Seher Kander: Paylasimlar enfes okutabildigim kadaryla;)ve bence anlatmamiz gereken kesinlikle imkanlarimiz var oldugunda bile irade kullanimi! Paramiz yok diye degil de olmasi gereken bu oldugu icin… tum canlilarla ortak yasama sahip oldugumuz icin ziyan etmemek… siz zaten doganin icinde bujun cevaplarini boncukla birlikte bulursunuz Şule Seda Ay 🙂
Deniz Kurt: Oyuncak ve giysi tüketimine tavrını z nedir?? Ben plastik olayını anlattım ama yani tüketilen her sey, tüm çöpler bizim suyumuzu havamizi kirletir.attığımız herşey bize geri döner diye ogrttim.simdi pek anlamıyor gibi ama ilerde anlar di mi? Aslında çok fazla sorum var bu konuyla ilgili.

Şule Seda Ay: Link Ekofobiyi Aşmak

Şule Seda Ay: Deniz Ada Deniz bu konuda izlediğim yolu anlatıyor yukardaki link. Çocukların hangi yaş grubunda ekolojik sorunlarla ne kadar tanışmalı sorusunun cevabı özetlenmiş. Ben de hem fikirim. İzlediğim yol erken çocuklukta problemlerden bahsetmemek ve doğa ile bağ kurmasına imkan vermek. Sonra sordukça anlatmak, yeni sorulara zemin hazırlamak, yaşam döngüsünden ve hassas dengeden bahsetmek. Doğanın kudretini, dengesini korumak için sarf ettiği müthiş çabayı, insanın yerini ve ona yardım için yapabileceklerini anlatmak. Umut vermek umut aşılamak. Dişini fırçalarken suyu kapatınca süper kahraman olduğunu bilmesi.. Çocukluktaki çevre algısında kaygıya yer olmamalı şahsi fikrim. Kaygı güdümlü değil ‘bağ’ güdümlü içselleştirilmiş davranış benim umudum gelecek için. 12 yaş sonrası ise yerel ve tutunabileceği, dünyayı kurtaracağını bildiği mahalli hareketler. İzleyeceğim yol bu. Çok da zor olmaz sanırım çünkü zaten kişisel bir dönüşüm hareketinin parçası şu an 🙂bizim döngüye yeniden dahil olmamızı gözlemliyor 🙂

Şule Seda Ay: Orta çocukluk dönemi için umut verici, dengenin gücünü ve insanın yapabileceklerini anlatmak için örneğin şu video var. 

Şule Seda Ay: Çok seviyorum bunu.. umut var, döngünün tam anlatımı var.. Doğanın yenilenme arzusu ve mücadele gücü var. 🙂 8-12 yaş için şahane bence 🙂
Ülkü Yüksel: Bende soru eklemek istiyorum müsadenle Şule Seda Ay… Ben son dönemlerde bu konularda hassaslasmaya basladim. Mesela kiyafetde, ayakkabida, yemeklerde… bu konular sürekli geciyor ve ben israf etmememiz gerektigini ve yeterince almamiz gerektigini söylüyorum. Bunlarda iyi tamam sorun cikmiyor. Ben ve cocuklar icin cok önemli seyler degil. Deniz Ada Deniz in de dedigi gibi asil sorun oyuncaklar/materyaller. Benim icin materyal/oyuncak cok önemli oldu son aylarda; özellikle Reggio olayini arastrmaya basladigimdan beri. Her ay bir iki bisey eklemeye calisiyorum “ev okulumuza”. Ama ucuz plastik veya bir iki bakip birakacagi seyler degil. Egitici ve cok yönlü materyeller almaya calisiyorum. Önce zaten 2.el bulabilirmiyim diye bakiyorum. Bizim isimiz bitincede kirilmadigi süreci baska cocuklara nasip olur diye düsünüyorum. Bu ama sanki tuaf bir izlenim veriyor gibi hissediyorum. Ben su düsünceyle yapiyorum bunu; egitimi icin kendini gelistirmesi icin bu önemli. acaba abartiyormuyum. bunun siniri nerde? Kreslere bakiyorum bloglari takip ediyorum mesela; o kadar cok kagit boya harcaniyor. Ben ogluma, aman oglum dikkat edelim israf etmeyelim diyorum. Bi yandanda (bu suyla oynamak icinde gecerli) istifade ediyor kendini gelistiriyor-acaba israf neresinde oluyor diyorum. Cokmu kasiyorum kendimi, kresler ev okul anneleri bu kadar sinir koymuyor diyorum. Cok kafam karisik bu konularda 😦
Deniz Kurt: Bu konuda acaba bi atölye düşünülebilir mi?? Cevre okuryazarlığı mi oluyor?? Ekofarkindalik atölyesi gibimsi??
Elif Ürkek: Ülkü Yüksel, bu sorunun cevabi bence farkindaliktan geciyor. O kadar anne kendini kasmiyorsa, kasan garipmis gibi oluyor 🙂
Materyal konusuna gelince; cogunun altinda kendimizi tatminin yattigina inaniyorum. Ha ben yapmiyor muyum? Yapiyorum. Bunu fark ettigimden beri de frenlemeye gayret ediyorum.
Mümine Baykul Ballı: reggio geri dönüşümü ön plana çıkarmış bi yaklaşım bence buna kafa yormalıyız…bir şeyi evdeki malzemelerle uretebiliyorsak bi denemeliyiz…ben bazen evde kek yaparken bile olan kadarıyla yapıyorum. ..
チコリ 宇宙:  Şule Seda Ay, sadece 7 yillik annelik tecrübemle ve bugünkü aklimla oglum simdi 2,5 yasinda olup bu sorulari sorsaydi… Birincisi, cok gec ögrendim ama her sorusuna bir yanit vermem gerekmedigini düsünürdüm. Soru soran , merak eden bir cocuk olmasi icin gerekli ortami hazirlar (ki hazirlamissin ki soruyor) ama sordugu her soruya benim hazir, lop, paket yanit sunmam gerekmedigini ondan da önce ben hissederdim. Bir sekilde geri yansitirdim soruyu. Ki soru soran ve yanitini bulan cocuk olsun. Ikincisi, herhalde ekolojik konulari tam sindirerek, onun üstüne kurmuyor soruyu. Yas 2,5’sa beyin sagdan sola geciyor. Henüz baslamadiysa, yakinda baslayacak , sana ve hatta rasyonalizmin dibine en vurmus , dünyayi sonsuz sebep ve sonuc zincirleri icinde cözüp bi kenara koymus anne babaya bile sonunda “Elinin körü, iste ondan, esek sipasi seni!!” dedirtecek bir “Neden? Neden? Neden?” silsilesiyle geliyor 🙂 Bu acidan sorunun “kaynaklar yetersiz?” kismindan cok “Neden?” kismi önemli belki de onun icin. Yani sen onun bir önceki sorusuna “humbritombirilekti de ondan cocugum” demis olsaydin, o da sana “neden humbritombirilekti annecigim?” diye soracakti. O zaman biz onun “humbritombirilek” konusunu tamamiyla kavradigini mi varsayacaktik? Bence senin önceliklerini biliyor, senin dünyani yasiyor ve haliyle onlari sana geri yansitiyor 🙂 Onaylatmak istedigi, Elif’in dedigi gibi belki de bu. Belki de sen böyle düsünüyorsun dimi anne demek istiyor. Anne su konuyu biraz acsana merak ediyorum demek istiyor. Son olarak eger kizin 16 yasinda falan olsaydi ve bu soruyla gelseydi, ben de ona derdim ki: Güzel cocuk, derin soru sormussun. Bir gün yanitini buldugumuzda kendimizi ve dünyayi daha iyi anlayacagiz. Simdilik annenin dedigini oldugu gibi alma, önce dünyada herseyin kisitli oldugunu kanitlayan ekonomi, biyoloji , doga kitaplarini oku. Ve hatta onlardan da önce bizzat doga kitabinin kendisini bir oku. Akcaagaclara bak, arilara bak, karahindibalara bak, anlarsin. Sonra semavi dinlerin cennetten kovulma hikayesini bi ögren. Cennet neydi, Adem kimdi, Havva kimdi, bi düsün. Budist-Hinduist-Taoist-Zen geleneklere dön bi bak. Separation ne bicim bir nanedir? Zihin hangi bahcede biter? Rumi’nin neyi sazliktan kesildiginden beri niye aglayip durmaktadir? Cocugum, bunlari bi tek o eskilerin hikayelerinden de okuma. Jung’dan oku, Fromm’dan oku, Sedlacekt’en, Einstein’dan oku. Varsa bildigin baska kitaplar bu konuda, haber ver ben de onlari okuyayim. Ki vardir, cünkü insanligin bütün hikayeleri aslinda bunu anlatir, insanligin bütün derdi fikri aslinda budur. Sonunda anladigimizda kaynaklarin neden yetersiz oldugunu, sanirim kaynaklar yine yetersiz olmaya devam edecek ama biz onlarin asip tastigini , bitip tükenmedigini anlayacagiz belki de… Belki de böyle olacak… 🙂
Elif Ürkek: Acayim Ülkü. Epey sacma sapan donemler gecirdigimi dusunuyorum. Mesela homeschoolinge basladiktan sonra materyal gereksinimim cikti ortaya. Tedarik surecini epwy agirdan almistim. Sonrasinda blogda paylasim vardi. O arada bir yerde bende bir kopma oldu 😂🙈 Almayi dusundugum materyali once fotograf olarak gormeye basladim. O donem daha fazla fotograf paylasirsam, materyallere sarmaktan vazgecegimi fark ettim.
Baska bir seferde de bir anne cocuguyla bir paylasim yapmis. Ben de gorup zayif bulmustum. Bunun altinda farkli seyler de yatiyor tabii; mesleki gelistirme durtusu, daha farkli nasil sunulur.. Tabii bumlar anlik simsek cakmalari. Kafamda kalmis. Bir baska gun bir materyal buldum. Aklima o kare gelmisti. Alip daha iyi bir sekilde paylasma durtusu cikti. Halbuki ne kadar gereksiz degil mi? Benim cocugumun oyle bir sunuma hatta daha da iyisi o materyallere ihtiyaci bile yoktu. O anne de amacina ulasmisti zaten 🙂 Fatk edip iade edebilmistim. Bunun gibi seyler… Bulunulan cevrenin pompalamasina kapilmak, alisveris durtusu, cocukken benzer bir seyi cok isteyip kisisel tatmi icin almak vs vs.
Farkindalik konusu da yine kisisel gelisim ve ait oldugun cevreyi bulmakla ilgili. Sanalda ve reelde cok farkli cevreler icindeyim. Hepimiz oyleyiz aslinda. Ait oldugum yeri buldugumu hissettigimde harekwte gecmem uzun surmedi. Araba alternatifini sadece bisikletle ya da toplu tasimayla gidemeyecegim ywrler icin kullanmak. Arkadaslarimin evlerinde arkalarindan acik birakilan lambalari kapatmak, pazar alisverisini bisikletimin heybesine sigacak kadariyla kisitlamam, alternatiflere kulak kabartmam, vs vs..
Aysel: ben kaynaklarımızın kısıtlı olduğundan hiç bahsetmedim, bence bu konuyla ilgili endişe yaşamak için çok erken (3.5) o yüzden şöyle diyorum : mesela banyoda suyu çok açtığında yada başka bi yerde gereksiz kullandığında, sen çok harcarsan hayvanlar susuzkalabilir, ektiğimiz şeyleri sulamak için suyumuz kalmaz. e aslında bu da dolaylı yoldan suyun çok olmadığını sınırlı bir kaynak olduğunu söylüyor.. anneanem küçükken bana kuşlar susuz kalır derdi, ha bi de yemediğin şey arkandan dolaşır var o konuya hiç girmiyorum :))))
Şule Seda Ay: Evren Hindiba haklısın. Kızımın on altı yaşına geldiğini hayal ettim ve düşündüm.. içimde senin anlattıklarından başka cevap yok… radical unschooling ve reggionun hayatıma kattığı en önemli davranış biçimi sorularına cevap verme şeklim oldu. En başından beri her sorduğuna direkt cevap vermiyorum. Geri aynalıyorum. Sorusunu çoğaltmasına destek oluyorum. Hatta bazen çok zorlanıyorum.. beni de büyütüyor kızımın okulsuzu…bu iki soruyu önemsediğini düşündüğüm için ben de vereceğim tepkiyi önemsedim. Sizlere sorduğum bir ‘nasıl cevap verilmeli çocuğa’ sorusu değil yani benim için. Biz neden neden çıldırmacasına 21 ay civarında başladık boncuk oldukça erken konuştuğu için. İlk neden sorusunu not almıştım hatta tarihiyle.. aaa denizin rengi değişmiş!! Neden? Ondan önce “düştüm?hı?” Yani neden? soruları vardı. öte yandan bu ziyan konusunun farklı bir gelişim süreci var boncukta. ‘Ziyan olma’ durumunu uzun süredir sorguluyor. Otomatik neden neden neden dönemi bir kaç aydır geride kaldı. Neden diye sorduğunda ve geri yansıttığımda bir çok cevap veriyor. Bir süre düşünüyor. Mesela aniden şaha kalmış bir at resmi üzerinde kırk dakika durdu. Soru sordu ve cevapladı. At neden durmuş? Belki susamıştır. Korkmuştur. Yılan görmüştür gb cevaplar türetti. Bazı sorularını geri yansıttığımda ‘bilmiyorum. Öğrenmek istiyorum.’ Diyor. Birlikte ansiklopedi karıştırıyoruz..sorularını unutmuyor bu soruyu bana iki kez hatırlattı bugün. Kelimeler ve anlam bulutları üzerinde düşünmeyi sormayı çok seviyor. Eş anlamlıları seviyor. Bazen durup ’tilkişen de derim sarmaşık da” diyor mesela. Bütün bunları benim kızın düşünme biçimini aktarabilmek için anlattım. Ziyan etmekle ilgili araştırmaları şöyle; parkta şişede kalan suyu çiçeklere dökersem ziyan olur mu? Yumurtaya su dökersem? Peki sulu yumurtayı kediye versem? Ezik muz çöpe gidince ziyan olur mu? Neden ziyan etmiyoruz?’ Hem ziyam etme eylemini, hem kelimenin anlam bulutunu hem de bizim için neden önemli olduğunu anlamak istiyor bana göre.  Merve Özkaya nın da fikrini almak isterim tam burada aslında.
Aysel: Elif Ürkek ,Deniz Ada Denizsanırım iki üç aydır oyuncak almıyorum ve o da talep etmiyor ama deniz kenarına gittiğimizde midye kabukları topluyoruz, ormana gittiğimizde ne bulursak topluyoruz, taş topluyoruz evde bunlarla oynuyoruz, geçen gün kozalak boyadık mesela 🙂ve bir de arada ne kadar çok oyuncağı olduğunu zaten hepsiyle oynayamadığını söylüyorum, o da birini getirip anne bunlarla uzun süredir oynamamıştık diyip bir iki saat oynayabiliyoruz.. hafta sonu babasıyla kağıttan uçak yaptılar iki uçakla sanırım 1,5 saat oynadılar…benim oğlan ipleri çok seviyor bi kaç yumak koyuyorum önüne bi yerlere bağlıyor, teleferik yapıyor mesela…ben tüketmemeye alıştım gerçekten ihtiyacım olup olmadığını anlayana kadar almıyorum. bunun gibi şeyler….
Şule Seda Ay: Aysel Sezgin Umurbilir benim boncuğun şimdiye kadar oyuncak istediği görülmedi. Hayali arkadaşları var. Minicik bir mercimek tavşanı oluyor, deniz kabukları, topladığı çiçekler 🙂 taşlar ve su.. var olan oyuncakları pek sallamıyor iki yaşından beri..

 

Elif Dağdeler Barut: Sen nasil yasiyorsan o da onu benimsiyor…neler anlattigindan da oldukca bagimsiz bu Seda’cim…sen boyle yasadigin icin onda o sorular olusuyor, yanitlari kendi gorecek, tekrar ediyorum, neler anlattigindan bagimsiz😊yine de anlat tabi 😊sadece gordugunu benimsiyor. Fazla anlatmadim.sorularini kisacaa yanitladim.bu konuda ve inanc konusunda ozellikle mevzuyu uzatip karistirmadim
Aysel: Seninkinin yaşı itibariyle olabilir. Anka 3yasindan sonra özellikle kepçe ve kamyonuyla çok oynamaya başladı…sevdiği oyuncaklar olmasi yeterli bence..😉 ama bir şeyi gecici hevesle değil sürekli ve yürekten istiyorsa alıyorum.
Sanirim ben cocuklugumda olduğu gibi davraniyorum benim az oyuncagim vardı ve disardaydim sürekli evde olduğumda en çok legolarla oynadigimi hatirliyorum. Lego süper bir oyuncak bence 🙂
Funda Mercan Bostancıoğlu: Ben oyuncağı önemsiyorum az ama biçok şeye dönüşebilen oyuncaklar olmalı ..plastik almıyorum yapabilirsem kendim yapıyorum ..yün bez yada ahşap ..zaman zaman kaldırıp unutturuyorum ..anaokulları aksine israfın en az olduğu yerler ..bi nevi çöpçüdür anaokulu öğretmenleri ipler düğmeler kullanılmayan kutular yumurta kolileri hep dönüştürülür ..hep derim ben keşke ilkokul ve sonrası da anaokulu sisteminde olsa ..tabi okulöncesi programının hakkıyla uygulandığı anaokullarından sözediyorum
Elif Ürkek: Temali ve cinsiyet ayrimi yapan lego serilerine koca bir HAYIR! Bizim zamanimizda Lego ozellikle bu konuda dikkatli diye parmakla gosterilirdi hey gidi hey!
Şaziye Palabıyık: Ne kadar farkındalık içeren yazı ve yorumlar, kendim hiç bu konular üzerine kafa yormamışım, nasıl aşacağımla ilgili çözüm aramamışım. Suyla çok oynuyor, gördüğü oyuncakçıdaki ilgisini çeken herşeyi almak veya orada oynamak istiyor, market de keza öyle, ne yazık ki tanıştı abur cuburla ve ne kadar konuşsam da alıp kasaya koyuyor her birini, benim çözümüm ise yeterli paramız yok oluyor, ya da sayısını azaltmak için seç birini desem de sonuç memnun olmaması, ağlama ve kriz ve ben hiç birini aşamadım o krizlerin. Neyse abur cubur ve oyuncak alma arzusu nu nasıl yaklaşmalı diye sorsam ben de. Zira ben biz sağlıklı beslenen bir aileyiz, onlar bizim sağlığımızı düşünerek üretmiyorlar, kendi sağlığımızı kendimiz korumalıyız diyordum ki bu yorumların sonrasında diğerleri dünya kötü algısı veriyor ki işe yaramış da değil, nasıl yaklaşılmalı bilemiyorum aşan var mıdır?
Şule Seda Ay Markete, oyuncakçıya, bakkala, avmye gitmiyoruz. Bu işimizi kolaylaştırıyor 😉
チコリ 宇宙: 2,5 yasinda oysa her seyi ziyan ede ede dünyayi ögrenebilmeli bence cocuklar. Icinde yasadigimiz dünya mi sebep oluyor bu ziyan konusunu onlara düsündürtmeye? Sen kapidan kovsan bacadan giriyor belki kaynaklarin kisitliligi konusu…
Ilknur Urkun Kelso: benim çocuğum olmadığı için anneler arası muhabbete nane olmak pek istemiyorum, ama içimden bi ses şunu söyledi, kaynaklar kısıtlı (engelleniyormuşuz gibi bir anlamı var) yerine kaynaklar sınırlı (sınırları belli) diye düşünsek daha doğru olur (çocuk için değil de büyükler için söylüyorum), suyun miktarı belli, ama yetersiz değil, yemeğin miktarı belli, ama yetersiz değil vb. çocuklara bu nasıl aktarılır bilmiyorum ama 🙂
Şule Seda Ay: Evren Hindiba eve dönüyorduk foça’dan yol boyu düşündüm. Biz şimdi köye taşındığımızda boncuğun oynayabileceği su birinkisi olacak, zaman sınırı çok geniş olarak dışarıda oynayacak evet ama kaynaklar sınırsız mı? Ziyan etme özgürlüğü olacak mı? Bence tatlı suyu, besini, yaşam alanını korumak çok insani bir davranış ve insanlığın başından beri var. Yağmur hasadı ile topladığım suyumu çeşmeden boşa akıtamam ama başka canlılara zarar vermeden küçük gölette ya da su birikintisinde oynayabilir. Yanımda iki muz var ise ve yeni bir besin kaynağına ulaşabileceğimden eminsem, muzun birini kargasıyla paylaşmasına ses etmem ama yoksa izin vermem. Avcı toplayıcı olsam ve kaynakların bol olduğu bir yerde yaşasam bile bu durum sınırsız olmaz bence. Bu yaşam sınırları bir çok hayvanın da uyduğu kurallar bütünü. Kaynaklar biterse nufüs azalmaya başlar bu doğal döngüde. Bir çok hayvan üremez hatta bilerek. Bu olumsuz değil bence.. ziyan edemiyor diye üzülmem gerekmiyor. Her çocuk kendi koşullarına doğuyor ve bunun sınırlarını öğreniyor. Ben kızım suyla oynamayı çok seviyor diye on dakika bile musluğu açık bırakma lüksüm olduğunu düşünmüyorum. Bu bir kayıp değil kazanım kızım için. Bunu o da anlamlandıracak. Bütün bu konuşmalar kızımın sorusu ve durumu algılama çabası üzerine daha çok düşünmeme neden oldu ve farkettim ki merakı ziyan etmek kelimesinin durumsallığından ötürü. Şimdi ihtiyacını daha iyi anladım.. çünkü bazen ziyan olur diyorum, bazen benzer duruma izin veriyorum. Anlık olarak durum değerlendirmesi yapıyorum aslında. Koşullarım belirliyor davranışımı çoook eskilerde olduğu gibi. Yanımda ikinci bir yiyecek varsa başka, yoksa başka davranıyorum. Suyu balkondaki çiçeğe dökünce yaşam verdiğimi söylüyor, parkta kısıtlı olan içme suyumuzu toprağa dökünce ziyan etmek istemediğimi söylüyorum. Sanırım boncuk hem durumsallığı anlamak istiyor hem de neden önemli olduğunu. Kafam iyice netleşti. Yeniden sorduğunda ne cevap vereceğimi biliyorum. Ve ziyan etmek yerine bazı durumlarda ‘bu suyu şimdi içmek için saklamak istiyorum çünkü içmek için sınırlı suyumuz var yanımızda’ gibi açıkayıcı konuşmam gerekecek 🙂 geçiştirmek yok 😀
Merve Özkaya: Çok üsteliyorsa şöyle bir oyun geliyor aklıma, (Her şeyden önce maşallah boncuğa:)
Reggio’da empatinin ne kadar önemli olduğunu, çocukların bu sayede dünyayı nasıl daha iyi anlamlandırabildiklerini tekrar tekrar dinledik hafta sonu konferansta. Öyleyse empati tabanlı bir oyun oynayabilirsiniz. Mesela SUyun ziyan olması üzerinden gidersek “AFRİKA”ya gidebilirsiniz :)) nasıl mı?
“Boncuk, bugün seninle Afrika’ya gidelim mi?” “Afrika neresi?” sorusu gelirse bir fotoğraf, internette-dergi-kitaptan kısa bilgi, kısacık video belki… Güneşli ve susuz bir yer olduğunu göstermeli bunlar. (Çoook uzaklarda olduğunu belirtmeden, İzmirde bir yer gibi de düşünebilir, belirtmeyebilirsin, vahşi hayvanlarını da gösterme elbet:))
Neresi diye sormayıp “Neden?” diye sorarsa, “Bir oyun oynicaz.” Yeterli bir cevaptır ;))
Gittiğiniz yer ıssız, su bulamayacağınız, kimseden isteyemeyeceğiniz bir yer olmalı. ÇEVRE tam hazır olduğunda (susuz, insansız ve mümkünse SICAK, ağaçsız çorak olabilirse daha gerçekçi olur, hayvanlar olursa işler değişebilir hazırlıklı olmalı) boncukla Afrika’da biraz maymunculuk da oynayabilirsiniz, hareket edip susamanız da gerek zira, ve böylece muz konusu da girdi devreye:). “Maymunculuk nasıl oynanır?” “Maymun nasıl bir hayvan?” gibi sorularla sohbet edersiniz, MUZ yediğini ve SU içtiğini konuşabilirsiniz.
Ama sizin yanınızda MUZ yok, ya da yarım muz var! Paylaşmanız gerek. O yarım muzun yarısı bile çok kıymetli! Bir akarsu ya da su kaynağı da yok etrafta! Eyvah, susuz da kaldınız şimdi :(( Belki yanınızdaki çantada azıcık SU var. Ve bunu da paylaşmanız gerek “Afrika”dan eve dönene kadar. Çünkü Afrika’da su çok az ve siz de o suyu bulamadınız orada. Su az olduğu için de çok kıymetli. Bunu hissetmeli, sözcüklerle değil belki ama yaşayarak. Eve döndüğünüzde beraber tekrar araştırabilirsiniz Afrika’yı ve susuzluğu, orada neden daha az su olduğunu, boncuğa uygun bir dille, mesela güneşin orada çok olduğunu bu yüzden suyun buharlaşıp az kaldığını (Coğrafya & Hayat Bilgisi) Hatta konu ilgisini çekerse, ne demek nasıl oluyor diye sorarsa ısının suyu nasıl buharlaştırdığı/kuruttuğu üzerine bir deney, en basiti kaynayan suyun buharlaşıp bitmesi, yaza kadar devam ederse ilgisi yerdeki bir su birikintisinin o en sıcak günlerde çabucak nasıl kuruyup yok olduğunu gözlemleyin, (Uzun süreli projeye çevirdim yine :)) (Ancak yerkürede kuzeyde suyun o kadar da kısıtlı olmadığını ama yine de ziyan etmediğimizden de bahsedebilirsin. Aslında “ziyan etmek ne demek” üzerinden gidebilirsin belki, ne anlıyor “ziyan” kelimesinden… Daha sonra da oyundan sonra “Peki sence neden ziyan etmiyoruz?” bir fikri var mı oluşursa söylesin diye yine bir sor..)
“Peki Afrika’da yaşayan insanlar nasıl susuz(ya da az suyla) yaşayabiliyor? Sence susuzluk nasıl bir duygu?” o sormazsa sen de sorabilirsin! Böylece susuzluk sorunu olan ya da aç yaşayan canlılarla empati yapabilir. Onları kimse yemeden-içmeden-kullanmadan “ziyan” ettiğimizde neler olabileceğini bu sefer sen ona sorabilirsin ;))
“Peki maymunken muz bulamadık, karnımız aç kaldı, nasıl hissettin o zaman?”
Sadece SORU şu an onun düşünmesine teşvik için yeterli (Bunun için de birazcık-yeteri kadar- bilgi ve empati duygusu) Kendisi yapılandırdığı bilgiyi anlatana kadar(sözle ya da 100 dilinden biriyle) soruları için çevre hazırlayıp sorularla cevap vermek yani.. İsterse beraber internetten, kütüphaneden, kitaplardan , dergilerden araştırıp bilgiye ulaşmasını sağlayabilirsin elbet. Ama önce düşünsün birazcık, düşünmeye fırsatı olsun.
Reggio’da “şu-şu yaş dönemi çocuklar şöyledir” mantığı olmadığı için boncuğun yaşı küçük olsa da(!) kendi ihtiyaçları yaşından büyük iken (ki senin kızın yani;)) böyle empati oyunlarının onun hayatı anlayıp anlamlandırmasında katkısı olacağını düşünüyorum. Ben şimdilik bunları düşündüm. Değiştirip, dönüştürüp oynayabilirsiniz.
Şule Seda Ay: Oyy Merve Özkaya teşekkür ederim. Soru sorarken tıkanıyorum bazen Sorudan çok cevap içeren sorular sormak üzereyken yakalıyorum kendimi arada. Kapıyorum ağzımı 🙂son aylarda pratik artıyor çünkü sorular çoğalıyor. Empati boncuğun sıklıkla yapabildiği bir şey. Örneğin parkta dar bir merdivende bir çocuk oynarken yanından geçmiyor bekliyor. Dedim şurda boşluk var geçebilirsin. Bana ‘orası dar belki rahatsız olur geçersem’ dedi (23 aylıktı). Bu sorunun ardındaki ihtiyacına göre bir yol çizeceğim. Ortam yaratayım önce!! Çok teşekkür ederim katkın için 🙂

Merve Safa Likoğlu: Sevgili Seda ve sevgili herkeşler 🙂

Burdaki her anne ve anne adayının önünde egiliyorum. Yani ben bunları yazamazdım. Çok kafam karıştı bir kere. Yani bu kadar fikirle n’apacağımı bilemezdim ben çocuk olsaydım 🙂

Bizim hayatımızda “neden ziyan etmiyoruz” sorusu hiç olmadı. Çocuklarım kucağımda, sırtımda, karnımda iken hep ama hep onlarla yok evlere gittik. Yok evler. Yani nasıl anlatayım. Mesela un yok. Un yok anlatabiliyor muyum? Yani hiçbir şey yok yiyecek. Mesela halı yok. Yatak yok. Yani gerçekten sizi üzmek istemiyorum. Ama bu insanlar Afrika’da falan değil. Bur-nu-mu-zun di-bin-de. Iki sokak ötede falan. O kadar yakınlar.
Ben de çok istiyorum böyle renkli küpler almak çocuklarıma. Mini tahta hayvancıklar. Ama olmuyor yapamıyorum. Elim gitmiyor. O evler aklıma geliyor. Başlarım ulen pedagojisine. Benim babam dağ köyünden çıkıp istediği alanda en tepeye çıktı. Ellerindekileri kullansın veletler diyorum.
Bu hal onlara sirayet ediyor olabilir, o garibanların duası olabilir, Allah’ın lütfu keremindendir ki bu konuda zorluk çekmiyorum.
Mesela şöyle olur. Badem oğlum(5buçuk yaş) muz almak için dolabı açar, “aaa muz yok” der. Aaa, evet kalmamış derim. “Neden anne ya neden” der. Ben de “yediğimiz için oğlum” derim. “Yine alalım” der. “Olur annem alalım” derim. “Şimdi anne şimdi şimdi” der. Burda köylü pazarı bir kez kuruluyor sadece haftada. “Pazardan alıcam inşallah annecim, aç bak dolaba ne istiyorsan ye” derim. O da bazen “tamam, tamam” der. Bazen de çok istiyorum çooook” diye ağlar. Hiç elleşmem.o yoksunluk duygusunu da yaşasın. Sonra gelir sarılır. “O zamaaaan yoğurt yiyelim” der. Yani bu kadar.
Ay çok basit geldim gözüme 🙂

Şule Seda Ay: Merve Safa Likoğlu yüreği güzel kadın.. senin gibisi çıkacak ellerinden tutacak o yok evlerinin sakinlerinin.. yaralarını saracak. Bir başkası çıkacak evsizlere doğadan malzemelerle ev yapmayı anlatacak.. maliyetsiz.. ben gideceğim köydeki yok evlere baika bir tarım göstereceğim.. onları aç komayan bir tarım.. böyle böyle sarılacak yaralar. Bu niyetlerin büyüdüğü evlerdeki çocuklar anlayacak yoktan da ziyandan da.. kendiliğinden olacak bu. Başka canlının rızkını gözeten annenin çocuklarının gözü aç olur mu? Bizim boncuk anasının kelimelerini merak eder ondan koparır bu kadın bunca kıyameti 🙂 yok bizim evde de seninki kadar kolay. Bir drama yok benim ‘yok’um da. Cümlelerimiz aynı eklemeyeceğim senin anlattığına yeni bir şey. Benim boncuk pek ağlamaz ama genelde kalmamışın üstüne uykusu yoksa. Karpuz istiyor ne zamandır mevsimini bekliyor dört gözle 🙂 her şey iyi olacak yeter ki niyetlerimiz iyi olsun.. yeter ki vereceğimiz bütüncül cevaplarımız olsun. Ve yaşadığımız inandığımızla aynı olsun. Çünkü başka bir dünya mümkün 🙂

Merve Safa Likoğlu: sensin o 🙂

Herşey tamam, ama başka bir dünya mümkün’e bir şerh düşeyim. Dünya iyiye gitmeyecek. Inancım böyle söylüyor. Ama iyiler iyilikten vazgeçmeyecek/vazgeçmemeli. Yani Dünya toptan iyi günlere geri dönmeyecek artık.
Bunu ayrıca konuşuruz inşallah 🙂

Şule Seda Ay: Merve Safa Likoğlu aslında ‘rızık’ konusu nasıl anlatılıyor İslam’da biraz da onu bilmek istediğimden sordum sana. Tam bu soruyla bağlantılı değil mi?
Şule Seda Ay: Ben umut istiyorum.. umudum olmazsa yapamıyorum. Kötü günler olacak biliyorum ve buna hazırlanıyorum en çok kızım, torunlarım için. Hem de çok kötü olacak. Ama iyiler illaki dönüşüm için çalışacak. Ve bir küçük grup o kötü günleri aşacak. Yeniden sarılacak yaralar. İyi günler de görecek çocuklar. En iyisi olmasa da. Güneşli günler. Biliyorum..
Merve Safa Likoğlu: şöyle düşün rızk meselesini. Sana bir ceviz ağacı vermişler, al topla diye. Hepiciğini toplasan 100 kg çıkacak en fazla. Bu belirlenmiş rızk. Ama sen yan gelip yatıyor 10 kg topluyorsun. Allah sana bir rızk tayin etti, ona ulaşşsa doyacak karnın ama doymuyor.
Aysel: Merve Safa Likoğluve diğer arkadaşlar….o yokluk meselesini ben geçen sene hakkaride gördüm ve hayatım ,bakış açım geri dönüştürülemeyecek derecede değişti,anka da benimle birlikte deneyimledi. her işte bi hayır vardır orada böyle şeyler görüp değişmem gerekiyormuş demek ki. ( kışın kar yağarken okula terlikle gelenler, annesi kazağını yıkadığı için tişört giyip gelen çocuk hiç aklımdan çıkmıyor ) dünyaya gelince iyi ve kötü ve bütün ZITLIKLAR bir arada olacak dünya döndükçe iyi-kötü, savaş-barış, fakirlik-zenginlik….. dünya yı bu şekilde kabul etmek gerek diye düşünüyorum…nasıl hiç bir insan sadece tümüyle iyi yada kötü olamıyor dünyada öyle…ben çocuğuma da bu şekilde anlatıyorum yeri geldikçe anlatıyorum.
Aysel: zararlı paket yiyecekler konusunda kendi yaptığım şeyden bahsedeyim, bu konuyla ilgili bi kaç kitabımız var içinde beslenme piramidi var mesela, bi kitapta çok şeker yediği için hastalanan bi kız var gibi. oğlumla mümkün olduğunca markete gitmiyorum, eğer gidersem de sadece tek bi şey alabileceğini paramızın ona yettiğini söylüyorum hep böyle olduğu için yapıyor, uyguluyor. aldığı şeyi bana verip içinde zararlı bişey var mı anne bakarmısın diyor, bakıyorum ( tabi bana göre hepsi zararlıda ) bazıları için alabilirsin diyorum. (cips,jelibon,gazlı içecek daha hiç tatmadı ) çikolata alıyor genelde eve gelince de yemeyi unutuyor 🙂 bazen çizgi film izlerken reklamda gördüğünü istiyor,(reklam çıktığında kapatıyorum ama bazen görebiliyor) reklamların bizi kandırmak istediğinden bahsediyorum ama albenisi yüksek olduğundan etkileniyor. sadece paketli ürünler değil mevsimi olmayan meyve sebze de yedirmiyorum oğluma, kıştan beri çilek istiyor ve almıyorum serada kötü ilaçlarla üretildiğini söylüyorum..zamanı gelince yiyeceğiz diyorum, bekliyor. hatta çilek çok sevdiği için balkona çilek ektik tomurcuklar şimdi her gün bakıyor olmuş mu diye, bu şekilde istediğimiz herşeyin hemen olamayacağını bazı şeyler için emek ve zaman gerektiğini birebir deneyimliyor.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s